DOLAR 9,2456
EURO 10,7960
ALTIN 531,04
BIST 1.433
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 18°C
Parçalı Bulutlu
Giresun
18°C
Parçalı Bulutlu
Cum 21°C
Cts 21°C
Paz 20°C
Pts 15°C

ÇİTO

07.06.2021
29
A+
A-

Köpeğimin adı Şeytan’dı

(dı)’lık adıyla ilgili değil,

Adına bir şey olmadı.

Adına benzemezdi de

Şeytanlar zalim olur,

Zalimler yalancı ve kurnaz,

Ama zalimler akıllı olamaz.

Köpeğim akıllıydı.

İnsan gibiydi.

Hayvanların çoğu insan gibidir,

Hem de iyi insan gibi.

Kalın boynu kıldan inceydi dostluğun buyruğunda.

Hürriyeti, dişleriyle bacaklarındaydı,

Nezaketi, tüylü uzun kuyruğunda

Göresim gelirdi birbirimizi.

En büyük işlerden konuşurdu:

Açlıktan, tokluktan, sevdalardan

                Böyle dizelere dökmüş; köpeği ile kendisi arasındaki duygusal ilişkiyi Nazım Hikmet. Sadık, vefalı, akıllı hayvanlardır, köpekler. Sahiplerine yürekten bağlıdır. İnsan gibidirler bir anlamda…

O, kulakları yüzüne inen beyaz benekli, alaca bir av köpeğiydi. İki kaşının üstünde iki yuvarlak beyaz benekleri vardı. Uzun tüylüydü.  Eğitilmişti. Sahibine sıkı sıkıya bağlıydı. Gözlerinin içine bakardı, her daim. Göz göze geldiklerinde, gözbebekleri sevgiyle parlardı; tüylü kuyruğunun ucunu hafifçe yukarı kaldırır dans eder gibi zarifçe sağa sola sallardı. İyi koku alır; iyi iz sürerdi. Bir an olsun sahibinin yanından ayrılmazdı. Sağa sola koşar, kuyruk sallardı.

Gacaru Nuri’nin yetiştirdiği, evladı gibi sevdiği, yiyeceğini paylaştığı,  çok değer verdiği cins bir köpekti, Çito. Dere kıyısında, petrol ofisinde çalışırdı Nuri. Aksaktı, topal Nuri derlerdi. Av meraklısı bir adamdı. Çito önde, Nuri arkada Andal’ı dolaşırlardı, gün içerisinde vakit buldukça. Otları, çalılıkları koklaya koklaya, avı ürkütmek için yumuşak adımlarla bir o yana bir bu yana koştururdu. Avı gördüğünde ya da kokusunu aldığında zınk diye durur. Vücudunu küçülür, kuyruğunu yere paralel uzatır; gözlerini ava odaklar, sessizce beklerdi. Gacaru Nuri, zevkten dört köşe,  tüfeğini ava doğrultur; sol gözünü yumar sağ gözü ile hedefe nişan alır, sonra tetiğe basardı: Gümmm! Birkaç kanat çırpışı sonrası ördek yere düşerdi. Çito,  ok gibi fırlar, avı ağzına alır; koşa koşa getirirdi.

Topal Nuri’nin yüzü yumuşar, ağzı genişler, gözleri çakmak çakmak olurdu. Yere bağdaş kurar, tüfeğini kucağına alır. Çito’yu kulaklarından tutar, göğsüne çeker, alnından öperdi. Sonra sırtını sıvazlardı. Çito, oldukça memnun, hemen yanına yatar; ön ayaklarını ileriye uzatır; dilini dışarı çıkarır kısa kısa solurdu. Bir yandan da başını hafifçe sağa sola çevirir renkli gözleriyle çevreyi kolaçan ederdi. Biraz dinlendikten sonra yine avlanma, av yakalama oyunu başlardı…

Baba evlat gibiydi,  Çito ile Topal Nuri. Bir gün yine önde Çito, arkada Topal Nuri, Guyu Deresi’nden denize indiler. Hava rüzgârlı, deniz dalgalıydı. İleride kefaller,  dalgalı suda ayna gibi parlıyordu. Heyecanlandı, Topal Nuri. İyice kıyıya yanaştı. Parmakları üşüyünce ayaklarının suya değdiğini fark etti.  Tüfeğini omuzuna dayadı, sol gözünü kıstı, sağ gözünü iri bir kefale odakladı. Çito, ön ve arka ayaklarını hafifçe açarak mıh gibi çakıldı olduğu yere. Kafası ile kuyruğu düz bir çizgi haline geldi. Gözlerini denize dikti. Hiç kımıldamadan bakıyordu. Birden bir patlama sesi: Bammm! Kefal sırt üstü suda. Çito hiç tereddüt etmeden hızla dalgalara attı kendini. Gitti, gitti, gitti. Kefali dişlerinin arasına kıstırdı. Dalgaların kazandırdığı ivmeyle daha çabuk döndü, kıyıya. Dişlerinin arasına sıkıştırdığı balığı Topal Nuri’nin eline bıraktı. Rahatlamıştı. Mutlu olmuştu. Az ileri gitti. Sert sert üç beş kere silkinerek su damlacıklarını üzerinden attı…

Orta boylu, tıknaz, etine dolgundu, Topal Nuri. Çalıştığı benzinlikte dar, uzun bir yeme içme yeri vardı. Adı tabutluktu. Orada hem kendine, misafirlerine hem de Çito’ya yemek pişirirdi. Kendine, misafirlerine nasıl özenerek yemek yapıyorsa, Çito’ya da öyle özenerek yemek yapardı. Raflarda sigara, kibrit, bisküvi diziliydi. İhtiyacı olanlara satardı. Çok şakacı, çok zeki, nüktedan, kurnaz bir adamdı, Topal Nuri. Tabutlukta pişirdiği martı etini, bıldırcın eti diye yedirdiği insanlar mı ararsın, çevresine toplanan kişilere avcı fıkraları anlatmak mı ararsın…

Bir gün arkadaşı “Bana bir sigara ver”, der. Gacaru Nuri: “Git içerden al, parasını masanın üstüne bırak”. İçeride, bir köşede Çito yatmaktadır. Adam tabutluğa girer, raftan bir sigara paketi alır almaz, Çito başlar hırlamaya. Bu nazik bir uyarıdır. Sonra cebinden para çıkarıp masanın üstüne koyar. Geri döner, bir iki adım ya atar ya atmaz. Çito adamın üzerine çullanır… Adam yerde, Çito adamın sırtındadır. Başlar bağırıp çağırmaya… Gacaru Nuri içeri girer, “Gel oğlum, gel buraya!” diye seslenir. Çito o zaman adamı bırakır. Gacaru Nuri, çaktırmadan bıyık altından kıs kıs güler…

Topal Nuri’nin eşi Kadun’a da çok bağlıydı Çito. Gün olur, Kadun’un da dizinin dibinden ayrılmazdı. Bir gün bahçede çalışırken Kadun’un ayağına iri bir taş düşer. Bileği kanlar içindedir. Acı çekmektedir, gözlerinden yaş dökülür. Çito da çok üzgündür. Çito’nun da gözlerinden yaşlar süzülmektedir. Eliyle çorabını çıkarmaya çalışır Kadun, Çito da dişler çorabı, birlikte sıyırırlar… Çok duygusal, çok sadık, çok zeki bir av köpeğidir.

Anlatmayı çok severdi.  Kendisiyle ilgili akla hayale gelmedik av öykülerini ballandıra ballandıra anlatırdı.  Her öyküde önce kendini zora sokar, sonra zeytinyağı gibi su yüzüne çıkardı. Hiç kaybetmez, hep kazanırdı…  Doğaçlama av palavraları anlatmakta üstüne yoktu! Bir gün yine çevresinde dinleyiciler merakla ne anlatacak diye gözlerinin içine bakarlar… Keyiflenir, Gacaru Nuri; yüzünde sıcak bir huzur belirir, gözlerine ince bir zekâ… Başlar, anlatmaya: Geçen yıl Samsun’da avcı fıkraları yarışması yapıldı… Biri atılır, “Fıkra değil palavra, palavra!”. Oralı olmaz Gacaru Nuri… Giresun ilinden temsilci olarak ben katıldım. Büyük bir salonda yapılıyor yarışma. Salon tıklım tıklım dolu! Sahnenin sağ köşesinde değerlendirme kurulu yerini almış. Sırayla her ilin temsilcisini çağırıp bir avcı fıkrası anlattırıyorlar… Koca salondan çıt çıkmıyor. Çığırtkan beni takdim etti. Bir alkış koptu ki azizim…  Topal topal sahnenin ortasına geldim. Bir anda derin bir sessizlik!  Seçici kurul “Başla!” dedi. Şapkamı elime aldım;  önce kurulu, sonra seyircileri selamladım. Sonra başladım anlatmaya…

Arkadaşlarla hazırlıklarımızı tamamladık, geceden yola çıktık. Ertesi sabah Bayburt’tayız. Yedik içtik, araziye çıktık. Çito, bir anda fırladı. Koca tarlayı bir uçtan bir uca dolaştı. Geri döndü. Anladım ki bu tarlada keklik yok! Boşuna burada eylenmeyelim, başka bir bölgeye gidelim dedim, arkadaşlara. Toparlanıyorduk. Uzaktan bir araba sesi duyduk. Tozu dumana katarak tarlanın ortasından geçen bir araba belirdi. Çito fırladı, arabanın önüne yattı. Allah Allah! Ne olduğuna anlam veremedim. Adam korna çalıyor, “Hoş, hoşt…” diyor, köpek kımıldamıyor. Şoför, bana el etti. Bacağımı sürüye sürüye gittim. “Merhaba!” dedim, “Merhaba!”  dedi. Dayı “Bu köpek senin mi?” dedi, “Evet benim” dedim. “Arabanın önünden al da yoluma devam edeyim” dedi. Çito’ya döndüm “Gel oğlum gel bana” diye seslendim. Kımıldamıyor! Kulaklarından tuttum, çekiyorum gelmiyor! Allah, Allah!..

Adama döndüm. “Nereye gidiyorsun böyle” dedim; “Tarlaya çalışmaya” dedi. “Arabanda ne var” dedim; “Kazma, kürek, balta, nacak” dedi. Allah Allah!.. “Başka ne var” dedim; “Yiyecek, içecek” dedi. Köpek yerinden kımıldamıyor! Bu nasıl iş?  Acaba bu adam da bizim gibi avlanmadan mı geliyor diye bir şüphe düştü içime.  Arabanda  “Balık, keklik, kuş” var mı dedim “Yok!” dedi.  “Çito kalk, gel oğlum!” diyorum, kuyruğundan çekiyorum, nafile…

Alnımda ter damlacıkları oluştu. Yüzüm gerildi. Tok bir sesle “Adın ne?” dedim; “Ahmet” dedi. Ardından “Soyadın ne?” dedim. “Üveyik” demez mi! Bir anda yüzümdeki gerginlik kayboldu, bıyık altından kıs kıs gülmeye başladım.

Kısa bir sessizlik…  Salon ayakta! Bağrışmalar, çağrışmalar, ıslıklar, alkışlar… Yer yerinden oynuyor! Meğer ben yarışmaya katılan son adammışım. Salonu selamladım, ağır aksak küçük adımlarla sahneden ayrıldım. Değerlendirme kurulu, hararetli bir çalışma yapıyor; birinci belirlenecek.  Ben kendimden eminin!

Dinleyenlerden biri heyecanla “Birinci oldun mu?” dedi.  Gacaru Nuri sağa sola baktı, yutkundu, mahcup bir eda ile önüne baktı;  “Birincilik hakkımdı ama ne yapalım ki burada da oyuna geldim; seçici kurul Samsun’dan geçip beni birinci yapmadı. İkinci oldum”…  Gülüşmeler, alkışlar… Az ileride boylu boyuna yere serilmiş Çito, her şeyin farkındaymış gibi hafif hafif kuyruk sallıyordu…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.