DOLAR 9,2456
EURO 10,7960
ALTIN 531,04
BIST 1.433
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 18°C
Parçalı Bulutlu
Giresun
18°C
Parçalı Bulutlu
Cum 21°C
Cts 21°C
Paz 20°C
Pts 15°C

EYLEM KULLANMADAN ŞİİR YAZMAK

04.05.2021
32
A+
A-

Dalgaların, mavi dalgaların daha arkasında

En güzel hatıralar ki en eski.

Bütün hayatın nedameti kadar sonsuz

İlk gençliğin rüyaları kadar güzel belki!

 

Meçhul bir ormanın isimsiz nebatı

Ve meçhul geceler ki sonsuzluk, ruhun karanlığında.

Ayakların sükûnunda istikbal kadar bir ses:

Toprakta asırlarca evvele ait bir elveda!

 

Kelimeler ki dallarda kuşlar gibi

Kuşlar ki damla damla sessizlik.

Bütün sükûnu ve rüyası

Bütün zamanı hayatın, gencik!

 

Hacımların ebedi misafirliğindeki azabı

Ve fezalar ki hacimleri, Allah’ta.

Yeni bir şiir maverası ötesinden,

Yeni bir sarhoşluk, güzellik ve fayda!

 

Kâinatın sükûn senfonisinde,

Aşkın semalarındaki beyaz bulut!

Her şey Allah kadar mevcut ve hareketsiz

Her şey namevcut!

Türkçe tümce yapısında taşıyıcı öğe yüklemdedir. Sözcükler yükleme bağlanarak anlamlı tümceler oluşturulur. Öyleyse yüklem yani eylem kullanılmadan şiir yazılabilir mi? Şiire ilgi duyanların, şiirle ilgilenenlerin çoğu düşünmeden “Hayır!” der. Ben de düşünmeden “Hayır!” diyenlerin yanında yer alırım. Söylemesi zor ama bu doğru değil! Yüklem kullanmadan da şiir yazılır. Kanıt mı? Fazıl Hüsnü Dağlarca!

Dağlarca’nın 1940 yılında basılan “Çocuk ve Allah” adlı şiir kitabında yer alan “Fiilsiz Dünya” şiirinin, diğer şiirlerinden farklı bir yanı var. Beş bölümden oluşan şiirde hiç eylem (fiil) kullanılmamış! İlginç olan da bu! Arapça kökenli fiil iş, oluş ve hareket bildiren sözcüklerin adıdır. Bir başka tanımı davranış, edim, iş, eylemdir. Dilbilgisindeki tanımı iş, oluş, durum ve hareketi zamana ve kişiye bağlayarak anlatan sözcüktür. Bu nedenle tümcenin taşıyıcı temel öğesidir. Sözdizimi eyleme yani yükleme bağlıdır.

Fiilsiz yani eylemsiz dünya bir anlamda hareketsiz, durağan dünya anlamındadır. Oysaki dünya son derece hareketli ve devinimlidir. Dağlarca şiirini eylemsizlik üzerine kurgulamış. Dahası eylemsizliği de iki ana direk üzerine oturtmuş. Bunlardan ilki düşsel: Devinimsiz, hareketsiz, durağan dünya! Diğeri Türkçenin tümce yapısına uygun olmayan bir anlatım: Yüklemi olmayan, yükleme bağlanmayan eksiltili, kesik tümce!

Bir an kendinizi durağan, hareketsiz, kımıltısız bir dünyada düşünün.  Güneş hep aynı noktada, zaman durmuş, yaprak kıpırdamıyor, hareket yok! Her şey natürmort resimde betimlendiği gibi donmuş! Ölü bir doğa karşısındasınız. Dağlarca’nın şiir başlığı, bunları düşündürüyor, bana. Bu bilinçli bir seçim! Buna uygun sıralanmış eylemsiz dizeler… Neyi arıyor ozan, neyin peşinde, neyi duyurmak istiyor, okuyucuya? Bu da şiiri saran dokumanın içindeki ilmeklerde…

İlk bölümde en eski ama en güzel anılardan söz ediyor, Dağlarca. Bütün hayatın pişmanlıkları kadar sonsuz, ilk gençliğin rüyaları kadar güzel, mavi dalgaların daha da arkasında kalan hatıralar… Dört dizede hiç eylem yok! Mavi, huzura açılan penceredir.  İnsana iç rahatlığı, dinginlik, erinç duyuları veren aydınlık, yumuşak simgesel bir tondur. Mavi umuttur, düştür…  Ne yazık ki sonsuz pişmanlıklarda, ilk gençlik rüyalarının güzelliğinde, eski anılardadır, mavi! Dünya devindikçe, zaman geçtikçe bu sonsuz güzellikler de yitip gidiyor… Bu yüzden geçmişe, donmuş görüntülere özlem duyuyoruz. Geçmişte bıraktığımız gençliğimizin, güzelliğimizin, mutluluğumuzun,  huzurumuzun izlerini arıyoruz mavi dalgaların ötesinde… Oysaki dünya devinimsiz olsaydı geçmişe özlem duymayacak, geçmişi aramayacaktık.   Natürmort resim gibi hep duran anı yaşayacaktık.

Ataol Behramoğlu, diğer şairlerden farklı bir yerde konumlandırır Dağlarca’yı.  Behramoğlu’na göre “Türk şiiri içinde kendi başına, debisi yüksek bir ırmak”tır, Dağlarca. Hiçbir akıma bağlı kalmamış; kendine özgü dille, kendine has kurgularla kendi şiir ırmağını oluşturmuş. Öyle ki eylemsiz şiir yazmayı denemiş ve başarmış bir bilge ozan.  Bu bilinçli bir seçim! Zaman ötesinde, oluşum aşamasındaki dünya. Daha ötesi evren…

İkinci bölümde yine özgün düşler… Bilinmeyen orman, adı bilinmeyen bitki,  bilinmeyen geceler,  ruhun karanlığında sonsuzluk, ayakların sessizliği, gelecek kadar bir ses, toprakta yüzyıllar öncesine ait bir elveda! Bir anlamda ozanın iç dünyasını yansıtıyor, imgeler. Bilinmezlik,  somutlaşmamış durumudur, çözümsüzlüktür. Bu durum düşünen insanı tedirgin, rahatsız eder. Bu dizelerde bu tedirginliği, bu rahatsızlığı duyumsatıyor, Dağlarca. Bilinmezlik ve sonsuzluk kavramları üzerine odaklıyor, okuyucuyu. Öncesizlik ve sonrasızlık sarmalında çıkışı “elveda” sözcüğünde düğümlüyor.  Topraktaki bir başka söylemle dünyadaki yüzyıllar öncesine ait elveda neyi anlatır? Toprağı bırakıp giden kimdir? Bu, dünyayı ve fizik ötesini tasavvuf gözgüsünde sorgulamak mıdır? Bir arayış, bir çıkış, bir kaçış mıdır? Sorular, sorgulamalar…

Üçüncü bölümün ana vurgusu gençlik! Yaşamın bütün sükûnu, rüyası; bütün zamanı gençliğe bağlanmış. Yaşamın en güzel, en hareketli, en delidolu çağıdır, gençlik.   Sözcükler dallardaki kuşlara benzetilmiş; kuşlar damla damla sessizliğe. Sakinlik, dinginlik, durgunluk, hareketsizlik anlamlarının yanında erinç, huzur ve rahat anlamları da vardır sükûn sözcüğünün. Bu sözcüğünün çok anlamlılığı ile gençlik arasında çok anlamlı bir bağlantı kurmuş olabilir, Dağlarca. Bu göz ardı edilmemeli.

Bir sonraki bölüm “hacım”  ve  “hacim” sözcüğü üzerine kurgulanmış. Sınırsız boşluk, uzay anlamındadır, hacım.  Bir nesnenin, cismin bütün boyutlarıyla uzayda ya da bir kap içinde kapladığı alan, yer ve yoğunluk anlamında hacim. Ebedi konuk ve azap sözcükleri hacımlara bağlanıyor.  Burada geçen sonsuz konukluk ahiret hayatı ile ilgili olsa gerek.  Azap,  günah işleyenlere ahirette verilecek ceza…  Sonsuzluk, sınırsızlık kavramı içinde barındıran hacım, ozanı Tanrı’ya götürür.  Görünen evrenin ötesiyle ilgili sonsuzluğun ve sınırsızlığın içini dolduracak yeni bir şiir arayışındadır, Dağlarca. Bu arayışı “yeni bir sarhoşluk, yeni bir güzellik ve yeni bir yarar” söz öbekleriyle dile getiriyor. Yine fizikötesi duygular, düşler, düşünceler…

Son bölümdeki dizeler yine Tanrı’ya bağlanıyor. Evrenin sükûn senfonisinde, aşkın semalarında dolaşan beyaz bulut…  Her şey Tanrı kadar mevcut,  hareketsiz!  Her şey mevcut değil. Bu açıklamalar tasavvuf düşüncesi ile ilintilidir. Tasavvufta tek ve gerçek varlık Tanrı’dır; diğer görülen her şey Tanrı’nın birer yansısı. Tasavvuf düşüncesine göre evrenin oluşumundaki öz, aşk ve sevgidir. Yine tasavvuf öğretişine göre insan hiçlik bilincine erişince Tanrı’nın yüceliği karşısında kendi küçüklüğünün farkına varır; Tanrı’ya hayranlık, aşk, sevgi duyar. Dağlarca’ya göre insan, Tanrı’ya hayranlık, aşk ve sevgiyle bağlanmalıdır.

“Çocuk ve Allah” kitabıyla tanınan Fazıl Hüsnü Dağlarca, şiiri çok iyi bilen, anlayan, anlamlandıran, donanımlı, birikimli, “Türkçe benim ses bayrağım” diyen dil sevdalısı bir ozan. Uzun yaşamında şiirden başka bir türle ilgilenmemiş; şiir yazmayı bir tutkuya dönüştürmüş bir bilge sanatçı. Hiçbir akımın etkisinde kalmamış; bireysellikten toplumsallığa; ulusallıktan evrenselliğe uzanan uzun şiir yolculuğunda daima kendini geliştirerek, yenileyerek, yer yer de aşarak kendine özgü dil ve anlatımla daima kendi şiir kozasını ören üretken, verimli bir üstat. Şiirle yatmış, şiirle kalmış, şiirle gün geçirmiş bir koca…

“Çocuk ve Allah” kitabında, dünyayı ve evreni gözleyen, sorgulayan; oradan fizik ötesi açılımlara yönelen tasavvufi boyutlu şiirlere yer vermiş, Dağlarca. Bu bağlamda yer yer çocukların dünyasına inerek;  saf, temiz çocuk gözü ile dünyayı, evreni anlamaya, anlamlandırmaya çalışmış.  Kitapta yer alan dünya, evren ve evren ötesi ile yoğrulmuş şiirlerinde somuttan soyuta; bilinenden bilinmeyene, görünenden görünmeyene çocuk saflığı ile yaklaşan; yer yer korku yer yer şaşkınlık yer yer de hayret etme duygularıyla yoğunlaşan, sabırla ilmek ilmek dokunmuş bir akış vardır… İşte bir başka örnek:  “Üfleme bana anneciğim korkuyorum / Dua edip edip, geceleri. / Hastayım ama ne kadar güzel / Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri”…

Hiçbir şaire öykünmeyen, hiçbir akıma yüz vermeyen farklı bir ozan Dağlarca.  Hiç eylem kullanmadan da şiir yazılabileceğini kaleme aldığı “Fiilsiz Dünya” şiirinde göstermiştir. Kuşkusuz bu da onun farklı bir özelliği, farklı bir yönüdür.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.