DOLAR 9,4760
EURO 11,0308
ALTIN 548,96
BIST 1.509
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 14°C
Yağışlı
Giresun
14°C
Yağışlı
Çar 17°C
Per 16°C
Cum 16°C
Cts 18°C

ORDUMUZA ALLAHIN YARDIMI

12.07.2021
193
A+
A-

TÜRK ORDUSUNA ALLAHIN YARDIMI                                                                

6 Temmuz 1951 günü,

Ramazan bayramının birinci günü idi. Bu Ramazan‘ın çoğunu cephede geçirmiştik. Erat ve subaylarımızdan birçoğu muharebenin çok gayrı müsait ve tahammülsüz şartlar altında dahi oruçlarını tutmuş ve her buldukları fırsatta namazlarını kılmış ve Kur’anlarını okumuşlardı.

Bu bayram namazını ihtiyat bölgesinin ortasında ve etrafı yüksek kavak ağaçları ile çevrili zümrüt gibi yemyeşil büyük çayırlıkta bütün tugayca toplu olarak kılmamızı kararlaştırdıktan sonra içimde bir ürperti hissetmiştim.

5 bin kişi namazda iken maazallah düşmanın bir uçak filosunun taarruzuna uğradığımız takdirde ne büyük bir felakete uğrayacağımızı gözümün önüne getiriyor ve bir  türlü gönlüm razı olmuyordu. General Yazıcıya taburların kendi bölgelerinde ve ayrı ayrı namazlarını kılmalarını teklif ettimse de imam adedinin azlığı yüzünden imkan görülmemişti. Akşamdan birliklere verilen emir gereğince namaz kılınacak yerin dört tarafı uzaklardan ve yakınlardan erkence emniyete alınmış ve birlikler henüz ortalık ağarmadan abdestlerini alarak kendi bölgelerinden çayırlığa doğru gelmeye başlamışlardı

Hava çok açık ve berraktı .

Havada en küçük bir parça bulut dahi yoktu . Birlikler çayırlık bölgeye gelirken onlarla birlikte bir sis tabakası da çayırlık üzerine çökmeye başlamıştı . Cemaat çoğaldıkça bu sis tabakası da kesafet peyda etmiş ve 10 metre ilerisi görünmez bir hal  almıştı .                                                                                                                                   

Bir hikmeti ilahi bu sis tabakası yalnız kavaklık bölgeye inhisar etmiş ve bu bölgenin  dışında kalan sahada sisten hiç bir emare görülmemişti .

Cenab-ı Hakkın Türk birliğini koruduğunun en büyük nişanesi olan bu sis tabakası  içinde namazımızı kıldıktan  , duasını yaptıktan ve bunu müteakip birbirimizle sarmaş dolaş bayramlaştıktan sonra birlikler kendi bölgelerine giderlerken SİS DE BİRDENBİRE ORTADAN KAYBOLMUŞTU .  Allah bizi yalnız burada değil , her yerde koruyordu .                                                                                                         

(Kore savaşında Türkler.Sayfa 388 Yazan :Albay Celal Dora )

***

OSMANLI ASKERİNİN KIYAFETİ YETER                                                

 Almanya nın Mülheim kasabasının kıyısında Ren nehri akar. Bu nehrin öbür  yakasında ise Fransızlar’ın  Neuenburg kasabası vardır.

Fransızlar her sene nehrin Almanların elinde olan kısmına geçer, ne var ne yok mahsülün tamamını da toplayıp  götürürler. Almanlar buna ses çıkaramazlar. Bu her sene böyle olunca çaresiz kalırlar . Son  çıkış yolunu Osmanlı Sultanına yazıp imdat istemekte bulurlar . Osmanlının başşehri İstanbul’a gönderdikleri mektupta şöyle demektedir

— Fransızlar her sene bize zulmediyor. Mahsulümüzü elimizden alıyor. Siz ki  dünyaya adalet dağıtan İmparatorluğun halifesisiniz, bizi bu zulümden kurtarın. Asker  gönderin , mahsülümüzü bu sene olsun toplama imkanı sağlayın .

İmparatorluğun hem de çöküş devresinde bu yardım isteğini inceleyen divan sadece  asker elbisesi göndermeyi kafi bulur. Ve bir mektupla bir çuval elbise gönderir. Almanlar  çuvalı alır, mektubu açıp okurlar. Osmanlı Sultanı şöyle demektedir:

Fransızlar korkak adamlardır, Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kafidir. Çuval içindeki Osmanlı askeri elbiselerini adamlarınıza giydirin, nehrin görünecek yerlerinde dolaştırın, karşıdan gören Fransızlar için bu kafidir.

Bağ bahçe sahipleri, hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde nehrin kıyısında dolaşmaya başlarlar. Ertesi günü karşıdan gelen haber, Almanlar’ın sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:

Osmanlıdan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terk ederek  iç kısımlara doğru kaçmaktadırlar. Almanlar da mahsullerini rahatça toplarlar. Zulüm sona  ermiştir.

***

KİBİR İBÂDETİ SİLER, NEDÂMET DE GÜNÂHI                                                 

Rivâyete göre, İsrâiloğulları’ndan birisi 40 sene eşkıyalık yapmıştı. Bir gün, Îsâ aleyhisselâm ve bir havârisi ile karşılaştı. Adamcağız,

— Bu Îsâ Peygamber’dir, bu da havârilerinden bir zât. Artık ben bunlara katılayım da, yaptığım günahları terk edeyim” der ve peşlerine takılır. Fakat havârinin yanında giderken;

— Benim gibi âdî bir adam, böyle bir zâtın yanında yürüyebilir mi? diye de kendikendini aşağıda görür. Diğer taraftan havâri de,

— Bu yol kesici de kim oluyor ki, benimle birlikte yürüyecek!” düşüncesiyle ondan uzaklaşıp Hz. Îsâ’ya iyice sokulur.                                                                                  

Böylece, bunlardan biri kendini hakîr, diğeri de büyük görmüş olur. Tam bu esnada Allah Teâlâ, Îsâ aleyhisselâma vahyederek;

— Onlara söyle: Her ikisinin de geçmişlerini sildim. Kendini beğendiği için, havârinin ibâdetini yok ettim. Nefsini hakîr gördüğü için de, eşkıyânın günahlarını affettim!  buyurur.

Îsâ aleyhisselâm vaziyeti onlara bildirir… Eşkıyâyı da havârileri arasına alır…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.