SİVAS KATLİAMININ YILDÖNÜMÜ
Madımak’ta şimşek çaktı
Alevler göklere çıktı
Kime kızdı, kimi yaktı
Şaştık Sivas ellerinde
Alev kapladı yanımız
Hak’ka ulaştı canımız
Ateşle yandı tenimiz
Taştık Sivas ellerinde
Her yıl iki mayısta, derin bir acı ile burkulur, yüreğim. İki mayıs, bir grup gerici, yobazın Madımak Otel’i ateşe verdiği, içindeki otuz yedi cana kıydığı acı bir gündür. Bu utanç verici, acı günü Âşık Mahsuni Şerif şiire dökmüş… Yukarıdaki iki dörtlük bu şiirden alınma! Yakılan Madımak Oteli, ateşle yanan tenler…
2 Mayıs 1993 kara bir lekedir, Cumhuriyet tarihimizde. Pir Sultan Abdan etkinliği kapsamında Sivas’a gelen yazar, şair, sanatçı, müzisyen, aydın birçok kişinin kaldığı Madımak Oteli, güpegündüz kara yobazlarca ateşe verildi. Otuz yedi insan yanarak can verdi! Ülkenin kültür, sanat, edebiyat damarı kesildi, sesi soluğu kısıldı… Kimler yoktu ki can verenler arasında: Araştırmacı yazar Asım Bezirci, altmış yedi yaşında; şair Nesimi Çimen altmış iki yaşında; şair, yazar Metin Altıok elli iki yaşında; karikatürist Asaf Koçak otuz beş yaşında; şair Erdal Ayrancı otuz beş yaşında; şair Behçet Aysan kırk üç yaşında; şair, saz sanatçısı Hasret Gültekin yirmi iki yaşında; sanatçı Muhlis Akarsu kırk beş yaşında; şair Uğur Kaynar otuz yedi yaşında göz göre göre ölüme gittiler. Onca yaralan oldu; alevler içinden çıkarılıp kurtulanlar. Aziz Nesin’in yangın merdiveninden ite kaka indirilişi hâlâ gözlerimin önünde…
Aradan tam yirmi sekiz yıl geçmiş! Her şey daha dün yaşanmış gibi. Devletin çaresizliği, yobazların “yakın yakın!” haykırışları…
Pir Sultan Abdal, 16. Yüzyılda yaşamış, Sivas’ın, daha geniş anlamda Anadolu’nun yetiştirdiği büyük bir ozan! Haksızlığa karşı çıkan bir yiğit, tekke-tasavvuf öğretisini aşan büyük bir gönül insanı; aşk ve sevgi temalı şiirler söyleyen büyük bir eren… Pir Sultan’ın “Kul Olayım Kalem Tutan Ellere, Derdim Çoktur Hangisine Yanayım, Bin Cefalar Etsen Almam Üstüme, Geçti Dost Kervanı, Gafil Gezme Şaşkın” vb. türküleri yüzyılları aşarak günümüze ulaşmış, yüreklerde iz bırakmış, gönüllerde yankılanmış… Doğru bildiği yolda “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyerek kararlılıkla yürüyen; halkın çok sevdiği, ermiş gözüyle baktığı bir bilge ozanıdır, Pir Sultan. Onca deyiş ve nefeslere imza atmıştır. Tekkeye girenlere öğüt veren, yol gösteren bir “nefes”i şöyledir:
Güzel âşık cevrimizi
Çekemezsin demedim mi?
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
Yemeyenler kalır naçar
Gözlerinden kanlar saçar
Bu bir demdir gelir geçer
Duyamazsın demedim mi?
İşte böyle bir eren, böyle bir gönül adamı, böyle bir sevgi adamı olan Pir Sultan Abdal’ı yaşatmak, anmak, şiirlerini, öğretisini canlı tutmak; aşk ve sevgi dilini diri tutmak için her yıl Sivas’ta adına anma programları, kutlama şenlikleri yapılır. Pir Sultan Abdal demek, bir anlamda, insan odaklı Anadolu’nun rengi, kokusu, sesi, soluğu, dirliği, birliği demektir… İşte böyle bir etkinliğe 2 Mayıs 1993’te kara leke düşürdüler. İnsan olarak, insanlık adına utandık! Yüzyıllar önce, haksızlığa, adaletsizliğe baş kaldırdığı, boyun bükmediği için Hızır Paşa’nın gazabına uğrayıp taşlanarak idama götürülen Pir Sultan Abdal’ın son nefesini vermeden önce şu dizelerle dökülür dilinde:
Pir sultan abdalım can göğe ağmaz
Haktan emrolmasa ırahmet yağmaz
Şu ellerin taşı bana hiç değmez
İllede dostun gülü yaralar beni
Can beni beni, dost beni beni…
Düşünürüm: yüzyıllar öncesi koca bir ermiş ozanın taşlanarak idama götürülmesi içimi acıtır; düşünürüm: yüzyıllar sonrası bir büyük gönül eri adına düzenlenen etkinlikte canilerin yaktığı otelde nice Pir Sultanların, nice canların yanarak can vermelerini, kahrolurum… Bir mum gibi ağır ağır erir yüreğim… Diri diri yakılan suçsuz, günahsız otuz yedi can! Otuz yedi güzel insan! Bu kara günde, bilge, barış ve dostluk yanlısı, insancıl, haktan yana Bülent Ecevit’in şiirine sığınırım. Şiirin dizelerinde, ıslanır yüreğim, buğulanır, gözlerim; içimi saran karanlıkta, aydınlığa çıkmak için yol arar düşüncelerim…
eylemleri sözdü
silahları sazdı
ozan olmaktı kiminin de
ozanlar ilinde günahı
suçları Pir Sultanı anmak
cezaları yanmaktı
toplu mezar oldu onlara
alev alev Madımak
orman gibi yanan
otuz yedi can
can verirken o gün
Pir Sultan uğruna
büzülüverdi devlet
devlet beşiği Sivas’ta
uykunun kovuğuna
korkudan
uyanır elbette bir sabah
ashab-ı kehf uykudan
ölür ölür dirilir yine
yüreklerde Pir Sultan
Sivas katliamdan iki yıl sonra yazılmış bu şiir. Gönlüne sığdıramadığı, içine sindiremediği bu insanlık dışı kıyımı, dizelere dökmüş Bülent Ecevit! İnsanları öldürerek susturabilirsiniz fakat yürekleri asla susturamazsınız! Pir Sultanı, Pir Sultanları, canları susturmak mümkün mü? 2 Temmuz yazın en güzel günü: Masmavi gökyüzü, her yer yemyeşil, güneşli, pırıl pırıl aydınlık… Böyle bir güne uyanmamın sevincini, mutluluğunu, huzurunu yaşayamıyoruz. Her yıl acımız kat kat büyüyor.
Oysaki madımak yaylalarda yetişen yemek yapılan lezzetli bir bitki, bir ot! Madımak, Sivas yöresinden derlenen içli bir türkünün adı:
Madımak oylum oylum Oy madımak teke tüke sakalı
Geliyor selvi boylum
Selvi boylum gelirse
Şen olur benim gönlüm
Oy madımak evelik yemlik
Oy madımak kuşkuşu yemlik oy madımak…
Madımak bitkisiyle, madımak türküsü ile anılan, Pir Sultan Abdal’la bütünleşen Sivas’ı, ne yazık ki gerici, yobaz ve caniler adını madımaktan alan oteli yakılarak bağrından hançerlendi. Bu güzel kır bitkisinin adı üzerinden, alnına sürülen kara leke yalnız Sivaslıları değil ülkemizi üzmüş, derinden yaralamıştır. Umarım bir daha böyle katliamlar yaşanmaz. İnsanlık böyle kara günler görmez! Nesimi Çimen’in söylediği gibi ülkemizde daima “dostluklar kurulsun, insanlar gülsün” ülkemizde sonsuza dek “yok olsun kötülük düşmanlık ölsün” ve yalnız ülkemizde değil “barış güvercini uçsun dünyada”…
