DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun °C
Giresun
°C
°C
°C
°C
°C

AHMET KAÇAR’IN ŞİİRLERİNDE KARŞITLIKLAR

24.11.2021
145
A+
A-

Aralarında ilgi bulunan iki karşıt kavramın şiirde kullanılmasına zıtlık (tezat) denilmektedir. İki karşıt duygu, düşünce, olgu bir arada kullanılarak şiire anlam genişliği ya da anlam derinliği kazandırılır, bu yolla. Pekiştirme amaçlı kullanılan zıt anlamlı ikilemeler tezat sanatına örnek olamaz. Şiirde kullanılan karşıt sözcükler,  gerçek anlamlarının ötesinde değişmeceli (mecaz) anlamlar içerirler. Bu, şiirin dokusuna özgü sanatsal bir dilidir.

Eski şiirden günümüz şiirine yaygın kullanılan bir söz sanatıdır, tezat.  Fuzûlî bir gazelinde şöyle söyler: “Aşk derdiyle hôşem el çek ilâcumdan tabîb  / Kılma dermân kim helâküm zehri dermâ-nundadur”. Beyitte aşk-derman, ilaç-zehir sözcükleri bir arada kullanılarak tezat sanatı yapılmıştır. Bir başka halk ozanımız Âşık Veysel Dostlar Beni Hatırlasın adlı semaisinin  “Can kafeste durmaz uçar / Dünya bir han konan göçer” dizelerinde karşıtlıklardan yararlanarak doğmak ve ölmek anlamlarına gelen konmak-göçmek sözcülerini kullanır.

İlgi duyarlar ozanlar söz sanatına; şiirlerinde kullanmaktan kaçınmazlar. Birçoğu, söz sanatının inceliklerini yansıtır dizelerinde… Karşıt kavramları başarıyla bir araya getiren şairlerden biri de Ahmet Kaçar’dır. Şiirlerinde yoğun bir tezat ağı vardır. Bir yönüyle zıtlıklar, tezatlar şairidir; diğer yönüyle karşıtlığı içinde barındıran parça-bütün ilişkisindeki soyut-somut arayışlar; mistik duyuşlar, düşünceler… Yaşam da bir tezatlar yumağı değil mi? Açılırken düğümlenebilen, düğümlenirken açılabilen kocaman bir yumak! Kolaydır, zordur; tatlıdır, acıdır; güzeldir, çirkindir yaşam döngüsü…

Kaçar, bir yandan “Unut beni kalbimdeki hicranla yalnız kalayım” der; diğer yandan “Kimsesiz bir yavru gibi kucağında ağlayayım”. Yaşamdaki zıtlık böyledir işte! Bir yanda unutulmak isteği ağır basar diğer yanda kimsesiz bir çocuk gibi kucağa alınmak arzusu. Bu bir çelişkidir, fakat gerçek böyledir.  Kabaran, durulan bir ırmak gibidir insan. Çelişkilere gebedir, yaşam. On sekizinci yüzyıl Divan şairi Mahîr bu çelişkiyi “Kanı ol gül gülerek geldiği demler şimdi / Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz” beytinde dışa vurur.

Sorar, sorgular, anlamaya çalışır karşıtlıkları, tezatları:  “İçi kor dışı kar dağlı yürekte / Sıcak bir damla su kalmak mümkün mü?” ya da “Üzeri perdesiz kırık bir neyle / Sessiz bir besteyi çalmak mümkün mü?” dizelerinde. İçi kor, dışı kar dağlanmış bir yürekte bir damla su olmak! Nasıl bir incelik, nasıl bir algı?  Üzeri perdesiz kırık bir neyle sessiz bir beste çalmak! Olası mı?

Şiirlerinde “parça-bütün” ilişkisine sıkça yer verir, Kaçar. Bunlardan, özellikle “ateş-alev”,  “damla-su’ söylemi öne çıkar:

Yakmaz her tutuşan ateş bir alev var ki üşürsün

Rüzgâr solan yaprakları bir mevsim daha düşürsün

Bekle duyarsın eserse sahilde bir kuru meltem

Kimse vermez denizinden sen damlayı bölüşürsün

            Yine tezatlar, yine ters yüz etmeler: Yakmayan ateş, üşüten alev! Yine kıyaslamalar, yine cimrilik-cömertlikler,  insancıl duygu, düşünce ve davranışlar: Denizinden su vermeyen açgözlü tipler!  Damlayı paylaşmak eli açık, gönlü bol insan! Biri son derece katı, acımasız diğeri son derece yumuşak, merhametli! Biri kötü diğeri paylaşmaktan, bölüşmekten yana… Bu iki zıt anlayış üzerine kurulu dizeler. Kaçar denizinden damla vermeyenleri yererken insancıl düşünceden, paylaşmaktan, damlayı bölüşmekten yana tavır alıyor.

Duyguyu dizelere dökerken yalnızca benzerliklere,  güzel benzetmelere, betimlemelere, hoş görüntüle yer vermez Kaçar; karşıt sözcüklere, zıt kavramlara, çelişkili anlatımlara da sıkça başvurur. Böylece şiirlerinde öne çıkan koyu lirizme; içtenlik, sıcaklık, açıklık,  derinlik, genişlik katmanın yol ve yöntemlerini arar. Bir bakarsınız “Gülmeye çalışır inleyen teller” bir bakarsınız “Yıkılır güllerin ilkbahar düşü”  ya da  “Seneler bir alev düşer elime / Derken bir kınalı el unutmuşum” dizelerini “unutma” üzerine kurar;  “Yıllarca içimde ben o bakışı  / Sakladım sakladım unutamadım” dizelerini “unutmama” üzerine…  Bir başka şiirinde sevda, aşk duygusunun insan ruhu üzerinde yarattığı dalgalanmalara, çelişkilere değinir:

Sevda denilen arzu batıp doğmayan güneş

Vefasız bir sevgili bahtı gülmeyen bir eş

 

O bir karlı yanardağ her tarafı kül ateş

Vefasız bir sevgili bahtı gülmeyen bir eş

Sevdayı, aşkı batıp doğmayan güneşe benzetir, Kaçar. Batıp doğmayan güneş tasavvuru, gerçek ötesi, düş berisi bir betimleme. Bu alışılmamış bir bağdaştırmadır. Dörtlükte “batmak- doğmak; kar-ateş” karşıtlığından yola çıkılarak söz vefasız sevgiliye getirilir.  Sevgili her tarafı kül ve ateş olan karlı yanardağa benzer. Dağın hem kar hem volkan olması Kaçar’a özgü bir şiir dilidir. O bu türlü zıt, çelişkili, tezat kavramları bir araya getirmekten hoşlanır. Batıp doğmayan güneş sevdanın bir karşılığı ise sevda yok demektir! Bir başka söylemle, özne sevdaya inanmamaktır. Olmayan bir nesne üzerine söz söylenmez! Kaçar, hem sevdadan söz ediyor hem sevdayı yok sayıyor. Sevda hem var hem yok! Böyle çelişkiler, çekingenlikler ipiyle örülmüş birçok şiir kaleme alınmış. Kar çok soğuktur, ateş çok sıcak! Nasıl yanardağa yaklaşılamazsa sevgiliye de öyle yaklaşılamaz. Vefasızlık ateş gibidir yanıp kül olur ya da kar gibidir donup buz olur…

Kimi şiirlerinde karşıtlığı içinde barındıran soyut-somut kavramlar yer alır:

Sorma cevap veren olmaz sır sesle söz arasında

Bitmez kökten gelen kavga kabukla öz arasında

Buldum iki tarafın da aradığı nihayeti

Tam sınırda bir yerim var ateşle köz arasında

            Sorulan soru, verilmeyen yanıt; kökten gelen bitmeyen kavga; ateşle köz arasında bir yerde bulunma… Bütün bunlar somuttan soyuta, soyuttan mistiğe akan gizemli, derin duygular, düşünceler, düşler örgüsüdür. Sesle söz arasındaki sır nedir? Kabukla öz arasındaki kavga nedendir? Ses, söz; kabuk, öz somut kavramlardır. Bunların arkasındaki soyutlamalar; gizler, gizemler, kavgalar insanla ruhu arasındaki çelişkilerin bir gölgeler görüntüsü mü? Kabukla öz arasındaki kavga, bir başka anlatımla dış-görünen ile iç- görünmeyen arasındaki “Ete kemiğe büründüm / Yunus diye göründüm” anlayışının bir iz düşümü, yansıması olabilir mi?  Kaçar’ın söylemiyle insan, özünde çelişkiler barındıran “özlemi doyumsuz, acısı ürkek” bir varlıktır:

Özlemi doyumsuz acısı ürkek

Gölgeler peşine düşen gizim ben

Sonsuzdan çok büyük ucundaki ek

Varmaya uzakta kalan izim ben

            Bir çelişkili söylem daha: Ucundaki ek nasıl sonsuzdan büyük olabilir? Bu düşsel durum ne matematikle, geometriyle, fizikle, felsefeyle ne de mistisizmle açıklanabilir. Mistisizmde bütün, Tanrı; parça, insandır.   Bu alışılmamış bağdaştırma ile Kaçar nasıl bir ruh hali ile ne demek istiyor? Düşünüldükçe yine altından insan çıkıyor. İnsanın yaradılıştan gelen ruhsal ikilemleri, çelişkileri, karışık, karmaşık duyguları… Gölgeler peşine düşen giz, sonsuza varmaya uzakta kalan iz;  Şeyh Galip’in  “Hoşça bak zâtına kim zübde-âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” beytinde,  ‘kendine hoş, iyi, saygılı bak; sen yaratılmışların göz bebeğisin’ denilen insana bir gönderme olabilir mi? Nedir insan?

Yaratılmışların en mükemmeli olan evrenin göz bebeği insan, doğası gereği bitmez-tükenmez sonsuz bir arayış içindedir. Ruhunda sonsuzluk duygusu vardır.  Meraklıdır, sürekli sonsuza ulaşmak için ötelerin ötesine geçmek için düşünsel, düşsel, duygusal ortamda çırpınır, devinir, dolanır.  Ona ulaşamayınca doğal olarak mutsuz olur. Yahya Kemal, insandaki sonsuzluk düşüncesini “Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı!” diyerek dile getirir. Bir yönüyle denize benzer insan. Nasıl deniz sonsuz kez dalgalarıyla kıyılara ulaşmak, karaları içine almak için yüklenir ve asla bu düşüncesinden geri durmazsa insan da öyle sonsuza ulaşma düşüncesinden geri durmaz.   Bu arayış insanı mutlu ettiği, huzurlu kıldığı kadar sonuç alamayınca mutsuz, huzursuz da eder. Hayran bıraktığı kadar şaşırtır, düşündürür, düşler kurdurur, duygulandırır…

Kaçar’ın şiirlerinde sıkça kullandığı tezat sözcükler ateş, alev / kar, buz; çöl/ dağ; gerçek/ düş; ayrılık, özlem, acı/ mutluluk, huzur, sevgi; ağlamak/ gülmek; soğuk/sıcak; akan zaman / duran zaman; yalan/gerçek vb. olarak sıralanabilir.

Saniye, dakika, saat, gün, ay, mevsim, yıl, yıllar, çağlar ile belirlenen, ölçülebilen zaman kavramı Kaçar’da başka biz boyutta, başka bir düzlemdedir. Dakikalar geri kalır, saniyeler ayar tutmaz; saat zamanı saymaktan bıkar…

Yağdırır göğsüne lakin düşen damla kayar tutmaz

Bulutlar üstüne gelen şimşekleri sayar tutmaz

Erteler çalmayı saat bıkar saymakla zamanı

Dakikalar geri kalır saniyeler ayar tutmaz

            Bildiğimiz üç boyutlu (geçmiş, an, gelecek) zamanın ötesinde başka bir zaman düşüncesi, başka bir zaman boyutudur, bu. Göreceli kozmik zaman ölçülemez fakat duyumsanır. Bildiğimiz saat dünya ile ilgili sınırlı bir zaman ölçeğidir. Kaçar’ın saati bir zaman ölçeği olmaktan çıkar. Ne ayar tutar, ne de gerçek zamanı gösterir. Bu düşsel zamandır bir anlamda, bir başka söylemle şairin içinde akan zamandır. Kaçar, kendi söylemiyle anlamakta zorluk çektiği zaman algısını “Bir kutup yıldızı içimde zaman / Aktı mı durdu mu anlayamadım” dizeleriyle dile getirir. Akan zaman, duran zaman! Bu bir çelişkidir, kuşkusuz.

“Buz, alev, ateş; soğuk, sıcak” Kaçar’ın şiirlerinde sıkça yer verdiği karşıt sözcüklerdir. Birbirinin zıddı olan bu kavramlar yeniden yoğurulur, biçimlenir ve sunulur şiir dilinde:

Buz tutar üstünde alev ateşin

Geç gelir sıcaklar soğuklar peşin

Cefası dolmamış bir çilekeşin

Bakılır çıkmayan falı son defa

            Ateşin üstündeki alev buz tutar mı? Bu, alışılmadık bir söylem. Alev soğuk değil, sıcaktır, yakıcıdır.  Alevin buz tutması söz konusu olamaz;  fakat şiir dilinde, şair beyninde iş değişir. Ateşe ve ondan çıkan aleve sanatsal anlam yüklediğinizde aşka, sevgiye ulaşabilirsiniz. O zaman çelişki çözülür. Alevin buz tutması, sevginin karşılık bulmaması olabilir. Bu açılımı destekleyen duygu ve düşünceler sıralanır alt alta: Geç gelen sıcaklar, peşin soğuklar, cefası dolmamış çilekeş… Şair beklentisi olan kişidir. Düşler dünyasında gördükleri, duyumsadıkları gerçek yaşamla uyuşmaz çoğu zaman. Aradığı güzeli, güzelliği bulduğunda mutlu, huzurlu olur çoğu insan ama arayan ve aradığını bulan şairse yetinmez elde ettiğiyle; yeniden arayışlara geçer. Bir bakıma doyumsuzdur, şair. Kaçar’ın “Ayrılık değil de vuslatmış yara” dizesinde bu anlayış içtenlikle dile getirilir:

Anladık yüzümüz değince kara

Ayrılık değil de vuslatmış yara

Başka iklimlere giden kuşlara

Son defa söyleriz sevdiğimizi

            Yüz sıcak kar soğuk. Yüzün kara değmesi, şair gönlünün acı bir gerçeğini yansıtır. Karşıt söylemle algıları alt üst etme: Kavuşmak ve yara!  Yara ile ayrılık bağdaşır. Ozanlar ayrılığı yara bilir. Kavuşunca yara iyileşir. Öyleyse kavuşma ile oluşan yara nasıl bir bağdaştırmadır? İnsan istediğine, sevdiğine kavuşunca ayrılık yarası neden kavuşma sevincine değil de kavuşma yarasına döner? Bu sürekli kendini aşma, yenileme, yeni ufuklara yönelme duygusuna bağlı bir anlayış mıdır? Bir “Mehlika Sultan” özlemi midir? Şair ve şiir böyle bir olgudur. Fuzûlî bu durumu “Ger derse ki Fuzûlî güzellerde vefâ var / Aldanma ki şair sözü elbette yalandır” dizeleriyle dile getirmiş, yıllar öncesinden. Ne var ki sözü yalan da olsa şair kavuşunca yeni bir ayrılığa evrilir. Bunun en güzel anlatımı, yine Fuzûlî’nin “Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni / Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni” beytinde dile getirilir. Fuzûlî, ‘Tanrım, beni aşkın sıkıntısından, acısından, yakıcılığından uzak tutma;  bana daha çok aşk derdi, çilesi ver’ diyor. Bu yolla ruhunun olgunlaşacağını düşünüyor.

Bir başka şiirinde yaşamı tanımlar Kaçar: Acılar, sevinçler!

İçli bir yakarış serap bir duygu

Acılar sevinçler işte hayat bu

Kâbuslar içinde sonsuz bir uyku

Kapar açılırken gözlerimizi

            Sevinmek de acı çekmek de yaşamın doğal bir akışı, yansımasıdır. Serap bir çöl aldatmasıdır;  gerçek sanılan bir gölge. İçli bir yakarış ile serap bir duygu birbirini çekmez, iter. İçli duygu insanın özündedir; serap düşlerinde. Biri içe dönüktür, diğeri dışa. Yani tezat duygulardır. İnsan tam uyanıp gerçeklere dönecekken serap benzeri kâbuslarla dış dünyaya yeniden gözlerini kapar, sonsuz bir uykuya dalar. Böyle diyor Kaçar. Yaşanılan acı gerçekler dış dünyadan kaçışı; iç dünyaya, düşler dünyasına sığınışı zorlar. Şairin çıkış, kurtuluş yoludur, bu.

Yine alev yine ağlayan gece, bir nebze gülen seher…

Döktü mü şafakta bir alev seli

Sabahın çıkrığa sarılı eli

Ağlayan geceye bir çim güzeli

Seherde bir nebze güldü mü sahi?

Şiirlerinde “alev” sözcüğünü sıkça kullanır, Kaçar: Seneler bir alev düştü elime; alevi üstünü örter ateşin; üşürüz alevler sarınca bizi;  sönmüş bir alev;  kutsal ateşin alevi; alev alırken közler; aleve boğulmak; kızıl alev; şen alev, alev seli, kendisine yanan ateş… Şiirlerdeki bu sözcük, yer yer gerçek yer yer değişmeceli (mecaz) anlamlar taşır. Yalnızca alev sözcüğünü kullanmamış Kaçar, alevle ilgili olan, alevi çağrıştıran “ateş, yanmak, köz, nar, kızıl, tutuşmak, ısınmak, kıvılcım” sözcüklerine de yer vermiş dizelerde.   Bu anahtar sözcükler Kaçar’ın hangi duygu iklimlerinin kapısını açar: Aşk, özlem, düş kırıklıkları, acı gerçekler, sıkıntılar…

Şairin şiirlerinde sıkça yer verdiği anahtar sözcüklerden biri seraplarla dolu de çöldür:

Dökülmüş gökyüzü yıldızlar çalı

Yağmur bir yeşil çöl bulutlar yalı

Söğüdün sulara uzanan dalı

Yumulan avuçlar beller yalancı

            Ne var ki bu dörtlükte geçen çöl, kum değil yeşildir. Bu da yeni bir tezat, yeni bir algıdır. Çöl sonsuz gibi görünen kurak, kumluk bir arazidir. Üzerinde ot, ağaç bitmez. Kaçar’ın iç dünyasında yağan yağmur yeşil çöle benzer. Burada yağmurun bereket, bolluk getirdiği; toprağın yeşermesinde en önemli etken olduğu düşünüldüğünde çöl ile yağmuru “yeşermek” bağlamında buluşturmak söz konusu olabilir. Bu güzel düş de yumulan avuçlar, bükülen beller gibi aldatıcıdır, yalancıdır. Dörtlükte art arda iki duygu yaşatılır.  Bunlardan ilki sevinç, mutluluk ikincisi düş kırıklığı, hüzün, acı.

Hep ikilem içindedir Kaçar: duygular, duyuşlar, düşler, düşünceler… Bu ikilemler bazen birleşip “çiçekten çiçeğe çaldığı balı boş bir kovan”a taşır bazen ayrışıp” soğukta kaynamış susuz aş”a dönerler…  Şiirleri karşıtlıklardan, zıtlıklardan, tezatlardan, çelişkilerden beslenir. Bu Kaçar’ın bir damgası gibidir. Soğukta kaynayan susuz aş! Başka kimin aklına gelir?

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.