DOLAR 15,5443
EURO 16,2364
ALTIN 911,76
BIST 2.390,79
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 22°C
Açık
Giresun
22°C
Açık
Sal 27°C
Çar 14°C
Per 12°C
Cum 15°C

ATA BİNESİM GELDİ

27.12.2021
34
A+
A-

Ata binesim geldi
Çaydan içesim geldi
Gara gözlü yârimi
Şimdi göresim geldi
Arapça, Farsça sözcükler ve dil kurallarıyla örülen, adına Osmanlıca denilen yapay dil bir dönem öne çıkmış, halkın konuştuğu güzel Türkçenin boynu bükülmüştü. Sonuçta iki dilli bir yapı oluşmuştu, İmparatorlukta. Biri halkın dili, diğeri sarayın! Halk sarayın dilini anlamıyor, saray halkın dilini dinlemiyordu…
1911’de ortaya çıkan Ulusal Edebiyat akımı, saray diline karşı çıkıyor; halkın dilinin yani Türkçenin yeniden yazın, bilim, sanat ve devlet dili olması için çaba harcıyordu. Tam da bu zamanlarda “Güzel dil Türkçe bize” dizesiyle sesleniyordu, Ziya Gökalp. Türkçe bilincini, Türkçe sevgisini, Türkçenin önemini aşılamaya çalışıyordu topluma: “Başka dil gece bize”!
Bu olumlu çaba uzun yıllar sürdü; sonuçta, Türkçe bugünkü güzelliğine kavuştu. Bu olumlu gelişmelere, bu bilinçlenmelere rağmen ne yazık ki dilimiz henüz yabancı dil kurallarından yakasını kurtaramıyor, bir türlü. Sözcük ya da kavram boyutunda yanlışlar yapılıyor. Yapılma bir yana bu yanlışlar zamanla benimseniyor da. İşte bunlardan biri: at binmek!
Bu yanlış kullanışı bir türlü içime sindiremiyorum. Doğrusu ata binmek değil mi? Yıllar yıllar önce dinlediğim bir Kıbrıs türküsünün kavuştak (nakarat) bölümü “Ata binesim geldi” dizesi ile başlıyordu. Kime battı bu güzel kavram da at binmeye dönüştürüldü? Anlayamıyorum!
Yalnızca Kıbrıs türküsünde değil ayrıca Mustafa Sarısözen’in derlediği bir Rumeli – Lofça ürkü-sünde de geçiyor ata binmek kavramı: ”Ata binesim geldi / Köye gidesim geldi / Ela gözlü yârimi / Gine göresim geldi”… Halkın kullandığı dil, “at binmek” kavramına hiç yüz vermemiş, vermez de. Doğrusunu bilir, bulur. söyler. Yaptığı bazı çalışmaları son yıllarda eleştirilen Türk Dil Kurumu, at binmek kavramını yanlış buluyor.
Birden çok anlamı olan ‘binmek’ sözcüğünün bir anlamı da “bir hayvanın üstüne çıkıp ayaklarını sallandırarak oturmak”tır. Tanımda geçen hayvan sözcüğünü somutlaştırırsak ata binmek, katıra binmek, eşeğe binmek olarak karşımıza çıkar. Binmenin bir de karşıt anlamlısı var: inmek! Attan inmek, katırdan inmek, eşekten inmek! Attan inmek yerine “at inmek” diyebilir miyiz? Hayır! Öyleyse at binmek de diyemeyiz! Bir at yarışını heyecanla anlatan spiker “biniciler at bindi” dese kulağa hoş gelir mi? Dil bu yanlış kavramı kabul eder, benimser mi? Başarıyı somutlaştırarak anlatmak için “at binenin kılıç kuşananın” demiş, atalarımız. Atasözündeki “binmek” eyleminden hareket ederek at binmek kavramını ileri sürmek, bir dil yanıltmasından, saptırmasından öte bir anlam ifade etmez. Burada geçen “binen” sözcüğü, açıkça atın sahibini, binicisini ifade eder. Atasözü at sevgisine de vurgu yapar bir anlama.
Binmek ya da inmek eylemi yalnızca binek hayvanları için kullanılmaz dilimizde; taşıtlar için de kullanılır: Arabaya binmek; arabadan inmek; gemiye, uçağa, trene binmek; gemiden, uçaktan, trenden inmek… Araba, tren, uçak binmek kullanımı nasıl bir komiklikse at binmek de öyle bir komikliktir.
Konuya dilbilim açısından yaklaşırsak dilimizdeki üç durum ekinin işlevi çok açık! Bunlardan getirildiği sözcüğe “-a /-e yaklaşma; -da / -de bulunma; -dan / -den uzaklaşma” işlevi yükler: Eve geliyor; evde, evden çıktı… Bu kural çerçevesinde at binmek yanlış ata bilmek doğrudur. At sözcüğüne getirilen “-a” durum eki atla binicisini birbirine bağlar. “-a” ekinin ulanmadığı at sözcüğü, ilk fırsatta binicisini üzerinden atar.
Her ne kadar dil, gönül anlamında kullanılmışsa da “el yarası geçer dil yarası geçmez” demiş, atalarımız. Bu atasözündeki dil sözcüğünü lisan anlamında kullanmak da olası, bence. Dili yanlış, hatalı kullanmak; eğip bükmek gönül yarası gibi onulmaz yaralar açar, toplumda. Dil bozulursa toplum da bozulur.
Ünlü düşünür Konfüçyüs (MÖ 551 / 479), “devleti siz yönetseniz, önce işe nereden başlardınız” sorusuna şu ünlü yanıtı verir: “İşe önce dili düzeltmekle başlardım. Çünkü dil bozulursa kelimeler düşünceleri anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, yapılması gereken işler yapılmaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve düzen bozulur. Töre ve düzen bozulursa, adalet yoldan sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir”. Bu yanıt dilin bir ulus için ne denli önemli olduğunu açık seçik anlatır. Ayrıca, Alman bilgin ve dilbilimci Wilhelm Humboldt “Bir ulusun gerçek yurdu onun dilidir, Ulusal dil yok olunca, ulusal duygu da çok geçmeden kaybedilebilir” diyerek dilin ulus için önemine vurgu yapıyor.
Kuşkusuz dil yaşayan bir varlık. Durgun bir göl değil, akan bir nehir. Her dilin kendine özgü kuralları vardır. Ulu bir çınara benzetirsek, dil, bu kurallar bağlamında gövdesinden yeniden dallara dönüşecek sürgünler çıkarır. Bu doğal akıştır. Zamanla sözcükler, kavramlar kullanımdan düşebilir; yeni yeni sözcükler, kavramlar dile katılabilir. Bu, dilin kendi işleyiş kuralları içinde olmalıdır. Sonuçta, “ata binmek” gibi güzel bir kavramı, dilin işleyiş ve kurallarını bozarak “at binmek” olarak değiştirip bir de bu yanlışa çanak tutarsanız dil bilinci, dil sevgisi, dili güzel ve etkili kullanma adına büyük bir sorumsuzluk yapmış olursunuz.
Türkçenin her şeyden önce bir bilinç, bir sevgi olduğunu dile getirir Fazıl Hüsnü Dağlarca:
Seslenir seni bana ovam, dağım,
Nere gitsem bulur beni arınmış.
Bir çağ ki akar ötelere,
Bir ak… ki yüce atalar, bir al… ki ulu oğullar,
Türkçem, benim ses bayrağım…
Nasıl bayrak bir ulusun varlığının, dirliğinin, birliğinin, geleceğinin kutsal simgesi ise Türkçe de dilin ses bayrağıdır. Dilimiz hepimizin ortak değeridir. Dilimizi kendi kuralları içerisinde doğru, etkili, güzel kullanmak hepimizin öncelikli görevidir. At binmek, kuşkusuz, dil tarlamıza saçılmış bir yabanıl tohum. Onun fidana dönüşmesini önlemek bir dil duyarlılığı, bir dil bilincidir. Sözün özü, ünlü dil bilgini Kaşgarlı Mahmut(11.yy) “dil ile düğümlenen diş ile çözülmez” demiş. Dili bilinçsizce düğümleyip diş ile çözmek için uğraşmayalım.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.