DOLAR 9,2456
EURO 10,7960
ALTIN 531,04
BIST 1.433
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 18°C
Parçalı Bulutlu
Giresun
18°C
Parçalı Bulutlu
Cum 21°C
Cts 21°C
Paz 20°C
Pts 15°C

BU SENE FINDIK OLMADI DA

04.10.2021
10
A+
A-

Bu sene daha çabuk biter odun

Işıklar erkence söndürülür

Kalmadı bıldırın eski sevinci

Köyünde kentinde

Bu sene Görele’de

Fındık olmadı

 

Bu sene Görele çarşısında

Boyunları neden mi bükülür adamların              

Etin ekmeğin karşısında

Neden mi çabuk eskidi çorapları

Kadınların ayaklarında

Bu sene Görele’de

Fındık olmadı da

 

                               Görele’de iç hastalıkları uzmanı olarak görev yapan doktor, şair İlhan Demiraslan, “ Görele 1966” adlı bir şiir kaleme almış. Bu duygusal şiir “Acının Uçları” adıyla yayınlanan üçüncü şiir kitabında yer alıyor. Üç bölümden oluşan şiirin ilk iki bölümünde, geçimi fındığa bağlı insanların fındık olmadığı senelerdeki yaşam zorlukları, sıkıntıları, umutsuzlukları dile getirilir. Öyle ki fındık, paradır; olmayınca bir önceki yılın yani bıldırın sevinci yoktur, köyde, kentte. Etin, ekmeğin karşısında boyunları büküktür adamların…

Kırsalda geçim fındığa bağlıydı. Fındıklar toplanır, hararlarla taşınır, harmana serilir, kurutulur, çubukla dövülürdü benim çocukluk, delikanlılık yıllarımda. Çeçler alınır; tozdan, gübürden temizlenir; hasırlar üzerine serilerek kurutulurdu. Sonra imece ile çubukla dövüldüğünde çıkmayıp talaşta kalan fındıklar ayıklanırdı… Kuruyan fındıklar çuvallanır; katırlarla araba yoluna taşınır; oradan kamyonetle fiskobirlik’e götürülürdü. Fire ve randıman işlerinden sonra satım işlemi tamamlanır. Paranın sıcaklığı, ellerde, yüreklerde duyumsanırdı.

Düğünler fındık sonrasına bırakılırdı. Davullar, zurnalar, kemençeler fındık sonrası çalınırdı. Konaklar fındık sonrası kurulurdu. Yaşam pamuk ipliğine değil bir bakıma fındık gelirine bağlıydı. Fındık parasıyla , okul kıyafetleri, defter, kitap alınırdı. Ortaokula başladığımda Sümerbank’tan ilk iskarpin ayakkabıyı, ilk ay yıldızlı şapkayı yine fındık parasıyla almıştı, babam; yine ilk takım elbisemi terziye diktirmişi. İlk okul harçlığımı fındık parasından vermişti.

Demiraslan’ın şiiri, beni, çocukluk ve gençlik yıllarıma taşıyor. Sabah altıda daldan asılan, akşam altıda sırtlarında fındık hararlarıyla bahçeden çıkan alınları ve sırtları terli ırgatları anımsıyorum. Çalışkandılar, özveriliydiler, ırgatar. Hile bilmezler, tembellik yapmazlardı; fındık döşürmekte birbiri ile yarışırlardı. Yoruldum, bıktım demezlerdi. Bahçelerde coşku vardı. Bir bahçeden çekilen “ihuu…”lara diğer bahçeden karşılık verilirdi. Birbirine takılır, şakalaşırlardı. Sesi güzel olanlar türkü söylerdi. Atma türkü düzerdi.

Yöresel manilerin oluşumunda bu atma türküler, kaynaklık etme yönüyle önemlidir.  Çok iyi anımsıyorum. Irgatlarımızdan esmer, uzun boylu, genç biri vardı. Bir başladı mı atma türküye, kolay kolay susmazdı. Daldan, ottan, yapraktan başlayıp fındıkla bütünlediği, sevda ile süslediği atma türküler tamamen doğaçlamaydı. Bunlardan yüreğe dokunanların halk dilinde yoğrularak, mayalanarak türküye, maniye dönüştüklerini düşünüyorum.  Her türkünün bir yakanı, her maninin bir söyleyeni vardır, ilk filizlenişinde. Sonraki yıllarda halkın kültür tezgâhında dokunup işlenerek halka mal olurlar. Böylece ilk söyleyenleri unutulup, anonimleşir birçoğu.

 

Bir bir topla fındığı

Başakçıya kalmasın

Ben sevdim de ne oldu

Böyle sevda olmasın

Eğdim fındık dalını

Name yazdım yaprağa

Ey kız seni almadan

Girmem kara toprağa

 

Gidiyorum yaylaya

İki at bir katırla

Sana fındık yolladım

Ye de beni hatırla

 

Fındık kırdım iç ettim

Yaylalara göç ettim

Yârim senin yüzünden

Ben bu canı hiç ettim

 

Çileli işti fındık; zordu, çok zahmetliydi. Önce vantilatör geldi, savurma işi kolaylaştı; sonra patoz geldi, soyma, ayıklama işi…

Olmadığı yıllar borç para bulmak demekti ki bu bir felaketti. Gelecek yılın fındığından yemekti, bir anlamda. İki yakanın bir araya gelmemesiydi. Böylece gelecek yıl satılan fındığın parasının çoğu borca giderdi. Elde kalan birkaç ay idare ederdi. Yine borçlanılırdı, yine geçim kaygısına düşülürdü…  Evin gençleri bu yüzden gurbete giderlerdi. Gitmeyenler yarı aç yarı tok yaşardı, köyünde. Elma satardı, armut satardı; tereyağı, yoğurt, süt, yumurta… Evin kumanyasını karşılardı. Genç kızlar fındık parası ile çeyiz düzerdi. Delikanlılar “Bir fındığın içini / Yar senden ayrı yemem”  türküsünü söylerlerdi.

Yolu Giresun’a düşen adam, İstanbul’da tanıştığı bir arkadaşına konuk olur. Sabah erken uyanır, çevreyi gözler:  Eğimli arazide mısır tarlaları, uçsuz bucaksız fındıklıklar, dere, karşı yamaçlar, deniz… Sonrası bir söylentidir.  Merakla “sizin geçiminiz ne?” diye sorar.  “Fındık” der, ev sahibi.  Ardından “Bundan size fayda gelmez. Ben dallara baktım, her biri boynu bükük yetim çocuklar gibi” der. Gerçekten de sapından ucuna fındık yüklü dallar yere doğru eğilmiştir. Ev sahibi şaşkınlığını gizleyemez: “Vay be!” .

Artık geçimi fındığa bağlı insan sayısı giderek azaldı, son yıllarda. Fındıkla uğraşan üreticiler ya emekliler ya da bir işte çalışıyorlar. Ettiği başak parasıyla kukla alan, dantel ören; çeyiz düzen genç kızlar anılarda kaldı. Yine de fındık bir ek gelir durumunda. Toplu alınan para bir eksiği tamamlıyor; bir sıkıntıyı gideriyor; bir açığı kapatıyor.

Önemli bir dışsatım ürünüdür, fındık.  Dünya fındık piyasasında önemli bir paya sahip ülkemiz. Olmadığı yıllar ekonomimiz olumsuz etkileniyor.  Bakım istiyor fındık bahçeleri.  Ayıklamak, ilaçlamak, kemre atmak, gübre atmak, paldır vurmak, toplamak… Büyük emek istiyor. Son yıllarda, düşük fiyatlarla alınıyor.  Gelir-gider ya da girdi-çıktı hesabı yapıldığında el ele, baş başa kalıyor üretici; ya da az zararla sezonu kapatıyor.

Küflenmeden etkilenmeyen fındıklıklarda az çok fındık vardı. Etkilenen bahçelerde, bu yıl fındık olmadı. Daha doğrusu, var olan fındıklar, olgunlaşma aşamasında bir gecede döküldü. Yılına göre bir, bir buçuk ton fındık topladığımız bahçemizden ilk kez bu yıl, on kilocuk çerezlik fındık alamadık! Nedeni, küflenme hastalığı. Haziran ayında fındık yüklü dallar temmuzda fındıklarını döktü. Fındıklar otların, çimenlerin arasında kayboldu. Onca emek, onca uğraş, didinme yerle bir oldu. Tüm ümitler seneye kaldı. Bir yakınım “İstanbul’dan fındık istediler, ‘bizde yok!’ demeye utandım. On kilo satın alıp göndereceğim” dedi.

Neden mi neşesi yok insanların, bu sene?  Neden mi bıldırın sevinci yok, yüreklerde? Neden mi kadınların çorapları daha çabuk eskiyecek? Neden mi umutlar bir sonraki yıla kalacak?

Bu sene fındık olmadı da!

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.