DOLAR 9,2838
EURO 10,7640
ALTIN 525,86
BIST 1.413
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 16°C
Kuvvetli Sağanak
Giresun
16°C
Kuvvetli Sağanak
Sal 15°C
Çar 14°C
Per 17°C
Cum 21°C

CİĞERLERİMİZ YANIYOR

10.08.2021
18
A+
A-

Her yaz, televizyonlardan orman yangını haberlerini dinlemek; yangın görüntülerini izlemek inanın çok canımı sıkıyor. Bu yıl da yine orman yangınları! Hem de art arda birkaç yerde birden çıkan ve günlerce söndürülemeyen ürperti veren görüntüler…

Özellikle çam ağaçlarının yoğun olduğu Ege ve Akdeniz bölgesindeki ormanlar şu ya da bu nedenle yanıyor:  Bir cam parçası ya da yere gelişigüzel atılan bir izmarit ormanı tutuşturabiliyormuş. Ülkemizin kalkınmasını, gelişmesini istemeyen dış güçler, maşası terör örgütleri eliyle ormanları yaktırıyormuş. Ormanlarımız kasıtlı yakılıyormuş…  Tamam, bu tespitlerin hepsine katılıyorum; hepsi doğru olabilir fakat sormadan da edemiyorum: Bizim elimiz armut mu topluyor? Önlem alamaz mıyız? İnsan kaynağımız mı yok, teknolojimiz mi eski, yeterli alt yapıya sahip mi değiliz? Anlamakta zorluk çekiyorum, doğrusu.

Yine bu günlerde sıcak bölgelerde, Ege ve Akdeniz ormanlarında ürkütücü yangınlar, büyük hasarlar…  Günümüz teknolojisi ve insan gücü yangınları önlemede ya da çıkan yangınları kısa sürede söndürmede niçin bu kadar başarısız? Orman bakanlığının niçin yangın söndürme uçakları, helikopterleri yok? Neden başka ülkelerden gelecek uçaklara bel bağlıyoruz? Nasıl yirmi birinci yüzyılda ülkemizdeki yoksulluğu, başkasına muhtaçlığı, bilgisizliği içime sindiremiyorsam; yirmi birinci yüzyılda orman yangınlarına müdahale edecek teknik donanımızın yetersiz oluşunu, uçak filolarımızın olmayışını da içime sindiremiyorum. Şu ülkede şu kadar, bu ülkede bu kadar yangın söndürme uçağı var; Türkiye’de yok! Ne can sıkıcı bir durum! Daha açık konuşalım bizim gibi Akdeniz kuşağında bulunan Yunanistan’da, İtalya’da yangın söndürme uçaklı var, bizde yok!

Ülkemizin ciğerleri yanıyor. Yakanları lanetliyorum.  Bakanlık çaresiz. Bakan, sorumlu kendisi değilmiş gibi suçu onun bunun üstüne yıkma peşinde. Bir belediye başkanının TOKİ yanan evlerin yerine düşük faizli yirmi yıl vade ödemeli yeni evler yapacak dedikten sonra beynindeki baklayı ağzından çıkıyor:  Eski evi olan vatandaşlar, keşke bizim de evimiz yansaydı diyecek!

Ne günlere kaldık! Bu nasıl bir sorumsuzluk!  Bu nasıl mantık dışı bir söylem! Yangın büyük bir felaket! Orman yangınları daha da büyük bir felaket! Bölgesinde orman yangını çıkan köylü, “keşke benim evim de yansaydı” deme aymazlığını gösterecek, evi yanmadığı için hayıflanacak! Bu akıl tutulması değilse nedir? Ey duygusuz, nezaketsiz başkan, sen herkesi kör âlemi sersem mi sanıyorsun? Yazıklar olsun! Yanan köylülerin evi, büyük ve küçükbaş hayvanları değil! Yanan yılların birikimleri, alın terleri, el emekleri, ocağın dirliği birliği, düğünler, bayramlar; sevinçler, acılar… Koca bir kültür yanıyor, kültür!  Senin eski dediğin evin her duvarında, her kapısında penceresinde, tahtasında, taşında, her çivisinde nice hatıralar… Bir ev yanınca insan değil insanlık yanıyor…  Bu yenilir yutulur, kabul edilebilir bir söylem değil. Duyarsız başkan, şunu iyi belle ki ateş düştüğü yeri yakar! Umarım senin de evine barkına bir gün böyle ateşler düşmez. Umarsız adamın bu sözleri, bana “el elin eşeğini türkü söyleyerek arar” atasözümüzü anımsattı…

İnsanın ciğeri ne ise doğanın ciğeri de odur. Ciğeri yanan insan yaşayabilir mi? Hayır! Ciğerleri yanan doğa da yaşayamaz! Ormanlar ülkemizin akciğerleri. Gözümüz gibi korumamız gereken doğal varlıklarımız. Ormanlar yalnızca ağaç değil, kuşkusuz. Bitkiler, böcekler, sürüngenler, hayvanlar; ormanların doğal dokusu içinde yer alan nice canlılar…  Âşık Veysel şöyle söyler:

Gemi olur, suda yüzer,

Uçak olur, gökte gezer,

Kalem, kâğıt neler yazar,

Ormandaki varlığa bak.               

                Kuşkusuz ormanlar, ülkeler için önemli bir varlık, varsıllık! Yanıp kül olmalarını içime sindiremiyorum; yanıp kül olmalarına isyan ediyorum. Cayır cayır yanan dalların, ağaçların, içindeki kuşların, böceklerin; gölgesindeki canlıların çaresizliğini düşündükçe içim daralıyor. Moralim bozuluyor, mutsuz oluyorum. Gerçi atom bombası ile yanıp kül olan kız çocuğu için yazılmış olsa da Nazım Hikmet’in  “Saçlarım tutuştu önce / Gözlerim yandı kavruldu / Bir avuç kül oluverdim / Külüm havaya savruldu” dizeleri geliyor, usuma. Bir atom bombası küçük bir kız çocuğunu nasıl bir avuç küle dönüştürmüşse bir kıvılcım da kısa sürede ağaçları, kuşları, böcekleri, sürüngenleri, hayvanları bir avuç küle dönüştürür. Ormanları yok ediyor. Oksijen deposu ormanları yanıp kül olan ülke rahat nefes alabilir mi?

Hasan Âli Yücel “Bir ağaç altındasın, her dalı bin bir çiçek / Gün gelip bu çiçekler sana yemiş verecek” dizeleriyle öğüt verir, gençlere. Hele bizim gibi orman alanları sınırlı olan ülkelerde ister meyveli ister meyvesiz her ağaç çok değerlidir. Ağaçlardan oluşan ormanlar daha da çok değerlidir… Bir ağaç öyle bir iki senede büyüyüp serpilmez. Yıllar içinde gövdesi kalınlaşır, dal budak salar. Bir orman da öyledir. Yıllar değil on yıllar içinde oluşur. Hem maddi hem manevi yönden önemlidir, ormanlar. En değerli yaşam alanlarıdır.  Hüseyin Kalaba’nın dizelerinde ormanın değeri ve önemi şöyle dile getirilir:

Sen insansın o ağaçtır.

Suya, ışığa, sevgiye

Bir insan kadar muhtaçtır.

Ağaçların şehri orman

 

Onu ne yak ne sök ne kır

Bir dal kopardığın zaman

Gizli bir sesle hıçkırır.

Her orman yurda bir ordu

Ormanını iyi koru.

Ne güzel söylemiş ozan: Her orman yurda bir ordu! Ormanları hem sevmeli hem korumalıyız. Yanan ya da yakılan her orman vicdanlarımızı sızlatıyor; yüreklerimizi yakıyor. Ülkemizde ekonomik kayıplara, psikolojik ve sosyolojik kırılmalara neden oluyor. Öfke patlamaları yaşıyoruz, üzülüyoruz. Evleri, bahçeleri, tarlaları yanan, hayvanları telef olan orman köylüleri ayrı bir dram;  gövdesini duman saran ateş dallarına sıçrayan ağaçlar ayrı;  olan bitenden habersiz yuvasında ağzı açık yiyecek bekleyen kuş yavruları daha da ayrı… Ateş çemberinden çıkamayan tavşanlar, porsuklar, tilkiler, kirpiler… Bir anda toza dönüşen böcekler… Yılanlar, kurbağalar, yer altı canlıları… Düşündükçe kahroluyorum.

Yangın çıkaran eller yansın tutuşsun, alevler yakanın ciğerlerine ulaşsın. Yangın çıkaranları lanetliyorum. İnsan görünümlü vicdansız yaratıklar olduklarını düşünüyorum. Ülkemizin hem güzelliği hem zenginliği hem de canlıların yaşam iksirini oluşturan ormanlarımız hâlâ cayır cayır yanıyor. Alevler ormanlık alanlardan yerleşim alanlarına, dahası termik santrale sıçradı. Yüzlerce insan evinden barkından işyerinden ayrılmak zorunda kaldı. Ne yazık ki yangın Batı Karadeniz’e sıçradı…    Öfkeliyim, kinliyim…

Neticede kül olan ağaçlar, yıkılan umutlar, kırılan beklentiler… Nasıl susayım nasıl?

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.