DOLAR 32,2020
EURO 35,0069
ALTIN 2.504,53
BIST 10.643,58
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 17°C
Az Bulutlu
Giresun
17°C
Az Bulutlu
Paz 18°C
Pts 19°C
Sal 20°C
Çar 21°C

GÖRELE KIRSAL AĞIZI KİTABIM ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

17.10.2022
98
A+
A-

Öncelikle “ağız, şive, lehçe” terimlerine açıklık getirmek isterim. Bu terimlerden biri diğerinin yerine kullanılarak kafa karışıklığı yaratılıyor. Bir ana dilden bilinmeyen, belgesiz dönemde sözcük, ses ve yapı yönle- riyle değişikliğe uğrayarak ayrılan kola lehçe; bilinen, belgeli dönemde söz- cük, ses ve yapı yönleriyle bazı farklılıklar göstererek ayrılan kola şive denilmektedir. Çuvaşça yani bugünkü Bulgarca ve Sibirya Yakutlarının konuş- tuğu dil Yakutça bilinmeyen, belgesiz dönemde ana dilden ayrılan birer kol- dur, dolayısıyla Türk dilinin birer lehçesidir. Türkçe adak (azak-ayak) sözcüğü Çuvaşça’da ura; can, con; kan, jon; avuç, ivis; oğul, ivil; yine Türkçe yıl, Yakut- çada sıl; yel, siel; yıldız, sulus; yol, suol olarak yer alır.
Azerbaycan Türkçesi bilinen, belgeli dönemde (Eski AnadoluTürkçesi) ana dilden ayrılan önemli bir koldur ve Türk dilinin önemli bir şivesidir. Azeri şair Muhammet Hüseyin Şehriyar’ın “Heyder Babaya Selam” şiirinin giriş dörtlüğü Azerbaycan şivesi ile ilgili önemli ipuçları verir: Hêyder Baba ildı- rımlar şaḫanda / Sêller, sular şakgıldıyup aḫanda / Gızlar ona sef bağlı- yup baḫanda / Selâm olsun şovketüze êlüze / Menim de bir adım gelsün dilüze… Bu net ayrımı göz ardı edenlerin konuşmalarında ya da yazılarında lehçe ile şiveyi karıştırdıklarına tanık oluyoruz.
Ağız bir dilin bölgeler arasında, dahası bölgelerin de kendi arasında il, ilçe, köy bazında söyleyiş, ses, yapı ve anlam yönünden farklı özellikler taşımasıdır. Trakya ağzı, Ege ağzı, Karadeniz ağzı… Bunlar, kabaca bölgesel ağızlar- dır. Bölgelerin de alt ağız dallanmaları söz konusudur. İller, ilçeler, köyler arasında cümle, sözcük, ses, söyleşiş ve anlam yönünden farklılıklar, ayrılıklar, ayrışmalar olabiliyor. Giresun’da horan denilirken Trabzon’da horon deniliyor. Yine Giresunlu geliyor yerine geliyı(yu); bakıyor yerine bakıyı(yu) der- ken Trabzonlu bakayi, geleyi diyor. Görele’nin bir köyünde kazmaya, gazma denilirken bir başka köyünde mel (e uzun) deniliyor. Yine bir köyde, süzme işlevi gören mutfak gerecine süzgeç denilirken diğer bir köyde ilistir deniliyor. Bir başka söylemle, yazı dilinden ayrı konuşma dilinin renkli, ışıltılı, albenili kollardır, ağızlar; köklü, derin birer kültürel zenginlik.
Farklı bölgelerde yetişen ağaç ve bitki türleri ile ağızlar arasında ilgi kurarım. Çay ve fındık Doğu Karadeniz’in ürünüdür; zeytin Trakya’nın, Ege’nin; pamuk Akdeniz’in, buğday İç Anadolu’nun… Doğu Karadeniz’de pamuk yetişmez, Akdeniz’de fındık… Ağızlar da böyledir. Trakya ağızı, Ege ağızı, İç Anadolu ağızı, Karadeniz ağızı… Yöresel ürünler gibi yöresel tatları, koku- ları, renkleri vardır ve biri diğerine benzemez. “Hatma abamın gızı gelin gidipbarı bene de gelive yardıma deye ünlevedilee” söylemi Ege ağzının özelliklerini yansıtırken “Sen de epten yaptın kendini üç yaşında kızan gibi koş biraz be ya” söylemi Trakya ağzının özelliklerini yansıtır…
Nasıl lehçe ile şive karıştırılıp biri diğerinin yerine kullanılıyorsa şive ile ağız da öyle karıştırılıp biri diğerinin yerine kullanılıyor. Trakya şivesi, İstanbul şivesi, Karadeniz şivesi… Oysaki doğrusu Trakya ağızı, İstanbul ağızı, Karadeniz ağızı… Bu, bilinçsizce yapılan bir kavram karmaşasıdır; eskilerin ‘galatımeşhur’ dedikleri sözcüğün doğru anlamını ters yüz eden yaygın kullanım yanlışıdır. Dili doğru, güzel, etkili; arı, duru, yerinde kullanmak açısından hoş olmayan bir söylemdir.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı (Türkoloji) bölümünde okuduğum yıllarda (1978-82) Eski Anadolu Türkçesi dersimize giren kıymetli hocamız Prof. Dr. Sadettin Buluç, ders içinde bir yolunu bulur “ağız/lar” konusuna girer; bizlerden, yöremiz ağızla ilgili derlemeler yapmamızı isterdi. Hocamızın isteklendirmesi doğrultusunda Görele ağzı ile ilgili notlar tutmaya, derlemeler yapmaya fakülte yıllarında başladım. İyi bir gözlemci, titiz bir araştırmacıydı hocamız. Ağız derlemelerinde izlenecek yol ve yöntemleri “Gittiğiniz yerde ağız çalışması yaparken belde dışına çıkmamış yaşlı insanlar bulun, bunlarda dişlerinin sağlam ve tam olanlara öncelik verin!” sözleriyle tamamlardı. Ağız çalışmalarının zorluğu buydu, kuşkusuz. Bizim yöre tabiriyle “gurbet görmemiş” ya da “gurbete çıkmamış” yaşlı kişi bulmak; onları konuşturmak, söylediklerini kaydetmek hiç de kolay değildi. Aylar ayları kovaladı, yıllar yılları… Sonuçta sabır gerektiren uzun soluklu bir çalışmanın meyveleri olgunlaştı. Yeniden gözden geçirilen, değerlendirilen ve üzerinde titizlikle çalışılan derlemeler, kitaplaşmak üzere yazılı metne dönüştü. Bu çalışmanın boyutu, uzantısı, kapsamı merkezden (ortalık) ziyade kırsal kesimi içermektedir. Bu durumu göz önüne aldığımda, kitabı “Görele Kırsal Ağızı” adıyla yayınlamanın daha doğru olacağını düşündüm. Böyle de oldu.
Denizden Sis Dağı’na uzanan üç ana vadisi vardır, Görele’nin. Bu kitap- taki ağız çalışmasının ana kaynağı bu üç ana vadide ve yan vadiciklerde yaşamış geçimini ekim-dikim ve hayvancılıkla sağlamış güzel insanların (köylülerin) yıllarca yoğurup mayaladıkları konuştukları dildir. Bu üç vadi adını, suyunu Sis Dağı’nın eteklerinden alıp başını taştan taşa vura vura, döne kıvrıla akarak denizle kucaklaşan üç dereden alır. Zıva (Çavuşlu) deresinin suladığı Zıva vadisi; Çanakçı (Elevi) deresinin suladığı Çanakçı vadisi; Çömlekçi deresinin suladığı Çömlekçi vadisi. Suyunu daha yakındaki dağ ve yamaçlardan alan küçük dereler de vardır, arada. Haç Dağı’ndan beslenen Horozköyü (Foruzköyü) deresi, Maksutlu, Karadere sırtlarından beslenen Kuyumcu (Kuyu) deresi; Dokuzgöz’den beslenen Fildirli deresi (Gara Dere)… Bu küçük dereler de koyundan aktığı vadiciklere adını vermiştir ya da adını onlardan almıştır.
Kırsaldaki köyler deniz kıyısından başlayıp, kuzey- güney doğrultusunda Sis Dağı’na doğru uzayıp giden yemyeşil vadilerin eteklerinde, yamaçlarında, tepelerinde yer alır. Sahil (kıyı) köyleri vardır, dâhil (iç kesim) köyleri… Görele ağzı bir anlamda kırsalda Cumhuriyet öncesi yokluk, yoksulluk (uğuzluk) yıllarında yaşayan insanların konuştuğu öz, duru, arı dildir. Bir anlamda Çepni kültüründen de beslenen yöresel bir ağızdır. Cumhuriyet sonrasında henüz radyonun bile olmadığı yıllarda işini gücünü el ve kol gücüyle, imeceyle kotaran insanların sıcak dilidir.
Bu ağız, akşam, hava kararınca evine çekilen; bir bilemedin iki saat isli ışık (gara ışık) ya da gaz lambasının loş aydınlığında günün son işlerini tamamlayıp erken yatan, sabah foruzun (horoz) ötmesi ile erken kalkan insanların dilidir. Önce ocak ateşini yakan, ardından saciyek (sacayağı) üstüne koyduğu küllenmiş saca ekmek yamayan, ahırdaki ineklerine (mal) yal veren, yayık ya- yan, yiyip içtikten sonra (kelli) bahçe, tarla işlerine koyulan çileli ama mutlu, huzurlu insanların dilidir…
Bu ağız, geçimini bahçesinden, tarlasından sağlayan; odununu, darısını, sapını samanını, gazelini, meyvesini, sebzesini sırtında taşıyan, fındığını katırlarla pazara götüren; ekmek, tuz, gaz ihtiyacı yoksa kasabaya inmeyen; yazın yaylaya çıkan, kendine özgü yayla kültürü oluşturan hareketli, tez canlı, yürekli, ekmekli insanların dilidir…
Bu ağız, iki gözlü, aşganalı (aş ve hane sözcüklerinden oluşma) evlerin; bir arada yaşamayı başarabilen çok çocuklu kalabalık ailelerin dilidir. Bu ağız denizin, derenin, büklerin, yamaçların dilidir. Bu ağız yağmurun, karın, çisenin, bulutun, yelin, selin, denizin dilidir. Bu ağız yan yana, sırt sırta, karşı karşıya, sıra sıra Sis Dağ’ına uzanan birbirinden güzel köylerin dilidir. Bu ağız, obaların, yaylaların, şenliklerin, bayramların, düğünlerin; acıların, hüzünlerin, sevinçlerin dilidir. Sözün özü, bu ağız, üç ana vadi ve yan vadiciklerde tarıma ve hayvancılığa dayalı yaşayan köylülerin yunmuş yıkanmış, arınmış dildir…
Kuşkusuz, Görele ve çevresi ağzıyla ilgili değişik çapta, boyutta emek ve- rilerek hazırlanmış çok değerli çalışmalar var. Bunlardan bazıları kitaplaşmış, bazıları da sanal ortamda (internet) meraklıların ilgisine sunulmuş. Benim ha- zırladığım “Görele Kırsal Ağızı”nın, bu konu ile ilgili yapılan diğer çalışmalarla benzerlik gösteren, örtüşen yanı olduğu gibi onlarla benzerlik gösterme- yen, örtüşmeyen yanı var. Şöyle ki sözlük bölümünde sözcüklerin anlamları verilmekle birlikte yeri geldiğinde daha iyi anlaşılması, algılanması amaçlı gerek yerel atma türkü alıntılarıyla gerek yerel türkü alıntılarıyla gerek kimi şairlerin şiirlerden yapılan alıntılarla örneklendirme yoluna gidildi. Bazı sözcük- ler, yerel ağızdan alıntılanan söylemlerle, tekerlemelerle desteklendi. Alıntı yapılarak ya da kaynak gösterilerek bazı sözcüklerle ilgili kapsamlı bilgiler verildi. Söylem bazında sözcükte iki ayrı ses kullanılmışsa bu seslerden diğeri parantez içine gösterildi ya da sırası geldiğinde sözcük dizininde ikinci söylemi ile yer aldı. Böylece vadiler hatta köyler arasında ortaya çıkan aynı sözcükteki küçük ses değişikliklerine de yer verilerek aynı sözcüğü değişik söyleyiş biçimleriyle yansıtmak amacı güdüldü. Sözcüklerde görülen belli başlı ses, söyleyiş ve yapı özellikleri titizlikle incelenerek, bu bağlamda, yöre ağızına özgü dilsel kurallar ortaya konmaya çalışıldı. Bu doğrultuda yapılan çalışmalara “Önemli Ses Özellikleri” yan başlığı altında yer verildi. Ayrıca son bölüme, kaynak gösterilerek Görele ağzı ile ilgili seçilmiş metinler konuldu.
Doğduğum, büyüdüğüm, okuduğum, ekmeğini yiyip suyunu içtiğim; deresinde, denizinde, çeşmesinde; otunda, çimeninde, bahçesinde, tarlasında, bayırında, yokuşunda, düzünde, dağında; yağmurunda, çisesinde, karında, güneşinde; türküsünde, gaydasında; pazarında, çarşısında, yaylasında ruhumu, sesimi, soluğumu dahası kendimi bulduğum yerdir, Görele… Taşına toprağına gönül verdiğim; yaşamaktan keyif aldığım; ayrılınca özlediğim, dönünce mutlu olduğum; okullarında öğretmenlik yaptığım ilk göz ağrımdır, Görele… Daima bende sıcak, duygusal, derin bir yeri, akıcı bir sevgisi vardır… Bir sevdadır Görele benim için, bir tutku, bir aşk! Bu nedenle daima bir vefa duygusu taşırım, içimde, Görele’ye. Bu duygu, “Görele için ne yapabilirim?” düşüncesine iter beni. Yazılarımda, kitaplarımda her şeyden önce Görele sevgisinin sıcaklığı, vefa duygusunun yumuşaklığı duyumsansın isterim.
Bu doğrultuda kaleme aldım, “Görele Kırsal Ağızı” adlı çalışmamı. Biliyorum, son noktası konulmuş, tamamlanmış bir çalışma değil, bu. Günümüzde, büyük oranda doğallığını kaybetmiş, bir iki yaşlı insan dışında artık konuşulmayan bir ağızın siyah beyaz fotoğrafını çekmeye çabaladım. Bir zamanlar canlı olan bu ağız, bundan sonra tozlu raflarda yer alacak birkaç kitapta kalacak belki. Belki de hepten unutulacak! Kitabın eksiği gediği, hatalı yanları vardır, mutlak. Bu bağlamda okuyucuların sağduyusuna ve engin hoşgörüsüne sığınırım. Sözün özü, zorun üzerine gitmeye, zoru kolay etmeye ça- baladım. Bilmem başarabildim mi? Başarabilmişsem…
Kıymetli büyüğümüz vefalı, bilge insan Lütfi Hızlan’ın köyümüden (Kuşçulu) derleyip arşivlediği, çalışmalarıma ışık tutan dört sayfadan oluşan eski bir belgeden söz etmek istiyorum. Daktilo ile yazılmış bu dört sayfada onlarca sözcük… 1922 Görele doğumlu olan Hızlan, Gemi İnşaatı Yüksek Mühendisi olarak 1948 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun olur, aynı yıl Camialtı Tersanesi’nde mühendis olarak göreve başlar. Denizcilik ve gemi inşaatı alanında disiplinli ve verimli çalışmaları ile kademeleri birer birer çıkarak sonuçta D.B. Deniz Nakliyatı T.A.Ş.’ne Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak atanır. Üst düzey yönetim hizmetlerinde bulun- muş köyümüzün ve ülkemizin nazik, saygın önemli bir değeridir, Hızlan. Köyüne, köylüsüne, memleketine karşı daima özel bir ilgisi ve sevgisi vardı. Bir eli daima köyünde ve memleketindedir. Daima saygı duyduğum, sevgi beslediğim; kendisini daima örnek almaya çalıştığım Lütfi Hızlan, 4 Ekim 2019”da aramızdan ayrıldı. Yalnızca başarılı bir mühendis değildi, Hızlan; dile, kültüre, şiire, edebiyata karşı özel bir ilgisi vardı. Çok okuyan bir entelektüeldi. Bu vesile ile kıymetli büyüğümüz nazik, erdemli insan Lütfi Hızlan’a şükranlarımı sunuyorum. Yüreği insan sevgisiyle çarpan ulu çınarımızı, büyük de- ğerimizi daima rahmetle, sevgiyle, özlemle anıyorum. Ruhu şâd olsun.
Umarım, bu kitap, yüreğinde Görele sevgisi taşıyan, Görele’ye âşık olan, Görele kültürüne, edebiyatına, diline (ağız) ilgi duyan insanlarla; kültüre, edebiyata ve dile (ağız) ilgi duyan herkese aydınlatıcı bir ışık olur.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.