DOLAR 9,2885
EURO 10,7576
ALTIN 528,05
BIST 1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 16°C
Kuvvetli Sağanak
Giresun
16°C
Kuvvetli Sağanak
Sal 15°C
Çar 14°C
Per 17°C
Cum 21°C

GÖRELE’DE NEFES ALMAK

21.06.2021
22
A+
A-

Baharda çiçeklerle, güllerle süslenince

Yeşillere bürünüp şairce hislenince

Duygulu yüreklere yağmurla seslenince

Bir başkasın Görele’m inadına güzelsin

Yıllar önce, Görele’nin doğal güzelliğini ve sevgisini anlatan duygusal bir şiir kaleme almıştım. Uzaktayken özlemdi, Görele; yakındayken sevgi… Öyle ki çocukluğum, delikanlılığım Görele’de geçmişti. Görele ile ilgili nice güzel anılarım vardı, nice güzel duygularım… Bunların bir izdüşümüydü dizeler: Deniz gün batımında hayallere dalınca / Ak kanatlı martılar havada çoğalınca / Her ânını yaşarken ayrı bir tat alınca / Bir başkasın Görele’m inadına güzelsin

Bir başkaydı bir zamanlar doya doya yaşadığım; şimdilerde içimde yaşattığım Görele! İnadına güzel! Ya şimdi? Yine inadına güzel mi? Güzelin zıddı, karşıtı çirkin! Görele’ye çirkin demek içimden gelmiyor ama şimdiki konumu acı gerçekleri yüzüme vuruyor.

İnşaat Fakültesine kayıt yaptıran öğrencilerin ilk dersine giren kıymetli bir hoca “Mühendis doğa doktorudur” diye başlarmış söze. Nasıl ki tıp fakülteleri insanları hastalıklardan korumak, hastaları iyileştirmek, insanları sağlıklı ve mutlu yaşatmak için yetiştirdiği doktorlarla uğraş veriyorsa mühendislik fakülteleri de doğayı korumak, iyileştirmek, güzelleştirmek için yetiştirdiği mühendislerle öyle uğraş vermeli.  Mimarlar, mühendisler doğayı göz ardı etmeden, doğal güzellikleri bozmadan kentlere doğayla uyumlu caddeler, sokaklar, meydanlar, parklar, sanat, spor tesisleri, müzeler, kentle uyumlu binalar planlamalı; kırsalla uyumlu köyler kurmak için uğraş vermeli. Kentleri, kırsalı özüyle, dokusuyla, kokusuyla yaşatmak mimar ve mühendislerin onuru, övüncü, sevinci olmalı.

Bir yanda fotoğraflarına bakarak mutlu olduğum, huzur bulduğum eski Görele, diğer yanda daraldığım, bunaldığım, ruhumu sıkan yeni Görele! Dün yazılmış gibi anımsıyorum.   Doğu Karadeniz’i dolaşan ünlü kalem, doğal görünümü, eski evleri ve bozulmamış dokusu ile ayakta kalabilen tek kıyı ilçesi diye söz etmişti Tirebolu’dan, köşe yazısında.  Evet, gerçekten de öyleydi, Tirebolu!  Doğu Karadeniz’in birçok kıyı ilçesi ve ili tarihsel kimliğini yansıtan mimari binalarını hoyratça yerle bir edip yerine estetikten yoksun çok katlı sözde gösterişli binalar dikmişti. Ne yazık ki “Mühendis doğa doktorudur” söylemi havada kalmış. Kentlerin tarihle, kültürle, sanatla, doğayla, insanla olan sıcak ilişkisi, bağı, bağlantısının somut göstergeleri güzelim tarihi evler, köşkler, konaklar, yalılar yok edilerek kentlerin birikimime, kültürüne, dokusuna dahası kimliğine hoyratça darbe vurulmuş.

Giden gitti. Ayakta kalabilen birkaç tarihi yapı, son yıllarda,  bölge koruma kurullarınca taşınmaz kültür varlıkları olarak tespit edilip fotoğraflanarak kayıt altına alındı. Böylece az sayıdaki kültür varlıkları yok olmaktan kurtuldu. Bu kez de ilgisizlik, bakımsızlık bu varlıkları her yıl biraz daha aşındırıp, yıpratıp, çürütüyor.  Görele’de Kumyalı Mahallesi’nde,  tescillenen tek tarihi bina, üç katlı Mebus Ali Şevket Bey konağı! Duvarlarını gerce (sarmaşık) sarmış, camları kırılmış, yer yer duvarları patlamış, sıvaları dökülmüş… Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, ikinci, üçüncü ve dördüncü dönem milletvekilliği yapan Ali Şevket Çolak (1884-1960)  bu evde yaşamış önemli bir hukuk ve siyaset adamıdır. Ünlü bestekâr Fethi Karamahmutoğlu (1942-1999), Görele’ye her gelişinde bu tarihi konakta kalırdı. Bu ev, hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminin tarihsel izlerini, anılarını, yaşanmışlıklarını bağrında taşıyan korunması, yaşatılması gereken bir kültür varlığıdır.

Müzeler, sergiledikleri buluntular, kalıntılar ve vesikalarla tarihe, kültüre ışık tutma işlevi yüklenirler. Bu amaçla kurulmuş kent müzeleri. 1876’da belediye teşkilatı kurulan ve ilk belediye başkanı Abdulhalim Efendi olan Görele’de ne yazık ki bir kent müzesi yok! Bakımsızlıktan harabeye dönüşen Mebus Ali Şevket Bey konağı maliklerinin rızası alınarak aslına uygun restore edilip müze haline dönüştürülemez mi?

Ziraat Bankası’nı geçip Soğuksu Mahallesine doğru beş on adım atınca, yol üzerinde, yamaçlarda yer alan birkaç güzel ev okşar göz zevkinizi. Taş döşeli dar yolların, patikaların ayakları avlusuna taşıdığı bu iki, üç katlı pencerelerinde oyalı beyaz perdelerle ayakta duran güzelim evlerin bahçesinde gül, çiçek kokuları; içinde insan kokuları…  Her biri ayrı güzel!  Estetik, doğayla uyumlu, çevresinde yeşil ağaçlar…

Siyah beyaz eski Görele fotoğraflarına baktıkça içime huzur doluyor. İri ağaçların gölgesinde bahçeli evler, cadde, meydan, kahveler, park,  hükumet konağı, belediye binası…  Dere. deniz, bir uçtan bir uca sahil, kumsalda yan yana kayıklar, yan tarafta denize uzanan iskele…  Hiçbir ev diğerini rahatsız etmiyor, hiçbir bina diğerini engellemiyor. Huzur akıyor, sokaklardan, caddelerden…  Bu eski fotoğraflara bakınca kentin nefes aldığını görüyorum, doya doya… Ziya Osman Saba’nın “Nefes Almak” adlı şiirini doluyorum, dilime:

Nefes almak, içten içe, derin derin,

Taze, ılık, serin,

Duymak havayı bağrında!

 

Nefes almak, her sabah uyanık,

Ağaran güne penceren açık,

Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında…

 

Üstünde gökyüzü, ufuklara karşı

Senin her yer: Caddeler, meydan, çarşı…

Kardeşim, nefes alıyorsun ya!

 

Koklar gibi maviliği, rüzgârı öper gibi,

Ananın sütünü emer gibi,

Kana kana, doya doya…

                Ya şimdiki Görele! Boğulmuş meydan, birbiri üzerine abanmış, iri ağaçları gölgeleyen çirkin binalar…  Sağına soluna arabalar dizilmiş rahatsız, huzursuz cadde ve sokaklar… Haksızlık etmeyelim. Yakın zamanda yapılan estetik Anadolu mimarisini yansıtan adliye binası, hoşuma gidiyor. Gözüm bize benzeyen sıcak, yumuşak,  hoş binalar arıyor.  Nerde! Doya doya yaşamak, nefes almak mümkün mü, Görele’de?

Mahallelerin bağrına birbirine mihneti, saygısı, sevgisi olmayan çok katlı binalar dikildi… En çok üç katlı, ağaçlı, bahçeli evlerin olduğu huzurlu bir mahallede havayı bağrında duyarak, maviliği koklayarak, rüzgârı öperek, kana kana, doya doya nefes alarak kim yaşamak istemez ki? Kumyalı, Soğuksu, Hendekbaşı ve diğer mahallelerde, öndeki çok katlı binalar silsilesi aradaki binaların nefes borularını tıkamış; arkadakiler bir arkadakilerin… Yeşile hasret, ağaçsız, çiçeksiz, kokusuz, havasız dolambaç mahalle sokakları…

Siyah beyaz fotoğraflarda gördüğümüz kendine özgü evleri, caddeleri, sokaklarıyla, kendine özgü ruhuyla ne kadar hoş, ne kadar güzel Giresun! Ne kadar hoş, ne kadar güzel Tirebolu, Görele…  Ya şimdiki görünümleri? Birbirinin kopyası! Batı, ortaçağda kurulan kentleri özenle koruyor. Taşına, çivisine, duvarına, caddesine, sokağına, meydanına dokunmadan yaşatıyor. Biz, yüz yıl öncesini yansıtan kültür değerlerimizi yok etmişiz. Safranbolu geniş bahçeli, güneş gören, doğayla uyumlu birbirinin önünü kapatmayan üç katlı, cumbalı evleri ile öne çıkıyor. Kaldırım taşlı sokaklarla birbirine bağlanan evler, Safranbolu’nun kent dokusunu oluşturuyor. Bir zaman kendine özgü üç katlı evleriyle, meydanı, caddesi, sokaklarıyla, taş işçiliğinin doruklarına çıkan çeşmeleriyle, kumsalı, bahçesi, pazarı ile şirin bir ilçe olan Görele günümüzde de öyle mi? Daha ilk derste hocanın “Mühendis doğa doktorudur” diye yol gösterdiği mimarlar, mühendisler, kent planlamacıları el birliği ile kentleri hasta ettiler. Yer yer komaya soktular. Çağ adına, çağdaşlık adına, mimarlar, mühendisler eliyle yapılan estetik kaygıdan uzak çok katlı binalar, insanı insandan, insanı doğadan kopardı. Komşuluk ilişkileri azaldı, toprakla insanın bağı, bağlantısı kesildi. Yavanlaştı kentler, yavanlaştı mahalleler, sokaklar… İçine kapandı, yalnızlaştı koca koca binalar…  Bu acı gerçeği dile getiriyor, Gülten Akın:

Evleri yüksek kurdular

Önlerinde uzun balkon

Sular aşağıda kaldı

Aşağıda kaldı ağaçlar…

                Ve dizelerle ağıt yakmaya devam ediyor kentlere: “Evleri yüksek kurdular / Cama betona boğdular / Topraklar uzakta kaldı” … Daha ne desin ki!

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.