DOLAR 9,2885
EURO 10,7576
ALTIN 528,05
BIST 1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 16°C
Kuvvetli Sağanak
Giresun
16°C
Kuvvetli Sağanak
Sal 15°C
Çar 14°C
Per 17°C
Cum 21°C

GÜNİ/LER

06.09.2021
18
A+
A-

Eski Anadolu Türkçesi döneminde, şiir dilinde kullanılan, kıskanma, kıskançlık anlamına gelen bir sözcük, güni.  Bu sözcük, “-le-”  eki alarak, eylemleşmiş: günilemek. Ne yazık ki zamanla “cennet, dua, beddua” anlamlarını karşılayan  “uçmak, alkış, kargış” sözcükleri gibi kullanımdan düşmüş.

On altıncı yüzyıl divan şairi Lâmi’î’nin “Gûy u Çevgan” adlı mesnevisinde geçer, bu sözcük. Gûy u Çevgan, iki takım arasında geçen eski bir atlı top oyunudur. At üstündeki biniciler,  elindeki çevgan denilen ucu eğri sopayla gûy adı verilen topu hedefe sürmek için çabalarlar.

Düş dünyası geniş divan şairleri, bu oyundan esinlenerek seven sevilenle (âşık maşuk)ilişki kurmuşlar, beyitlerinde. Sevgilinin yüzündeki beni gûya, sevgilinin kaşlarını, saçını ve kâkülünü çevgana benzetmişler. Sevgili çevgandır, aşığı gûy! Sevgili çevgana benzeyen saçlarıyla aşığın topa benzeyen başına vurarak aşığı yerden yere çalmış. Şöyle der Lami’î:  “Tutmış gam-ı aşk içinde meydan / Etmiş ser ü payı gûy u çevgan”…  Bu mesnevisinde, “güni” sözcüğüne yer verir, Lâmi’î’:

Şol yirde ki ‘arz edem ruhum ben

Oynar yüregün senin güniden

                Şöyle deniliyor beyitte: Şurada, ruhumu sana sunsam;  kıskançlıktan senin yüreğin oynar.  Burada geçen ruh sözcüğü soyut ve somut anlamlıdır. Hem ruh yani iç güzelliğini hem de yanak, yüz güzelliğini ifade eder. Sevgilinin yüz ya da ruh güzelliği aşığı heyecanlandırır. Aşığı kıskançlık duygusuna iter.

Kitap olarak yayınladığım on beşinci yüzyıl şairi İznikli Hümâmî’nin “Sî-Nâme” mesnevisinde yer alan bir gazelde “günilemek” sözcüğü kullanılır. Divan gazelleri, adını uyak ya da rediflerinden alır. Bu anlayışla bu şiir de “güniler” redifli gazel olarak tanımlanabilir. Yedi beyitten oluşan gazel şöyledir:

Can cemâlüni senün cümle nazardan güniler

Görmesün deyü hayâlüni basardan güniler

 

Sevr-i kaddüni görüp boyuna salındugı-çün

‘Anberînün göreli ‘anber-i terden güniler

 

Dilemez k’ola perîşân saçunun silsilesi

Anun-içün bu gönül bâd-ı seherden güniler

 

Müşteridür dil ü cân zülfüne iy zühre seni

Gündüzin günden vü hir gice kamerden güniler

 

Dilemez gölgeni kim yanuna düşüp yüriye

Seni divâne  gönül gör ki nelerden güniler

 

Ne perisin ‘aceb ey hûr ki yüzüni (görse) gözüm

Gökde rıdvândan ü hem yirde beşerden güniler

 

Kendi olmadıgı-çün seni der-âgûş kılan

Bu Hümâmî belüni bend ü kemerden güniler

Kıskançlık temalı bu gazel lirik dili, coşkulu anlatımı ile öne çıkar. Gazelde geçen geniş zaman eki almış günilemek eylemi, kıskanmak anlamındadır. Tüm beyitlerinde aynı konu işlendiğinden “yek-âhenk” bir gazeldir, bu. Sırasıyla “ Bu can, sana bakan, senin güzelliğini gören her gözden seni kıskanır; hayalini kurarak seni düşünenlerden, seni kalp gözü ile görenlerden kıskanır.”…  “ Servi boyuna amberin kokusu salındığı için bu can seni taze amberden (güzel koku) kıskanır.” … “ Bu gönül, saçının tellerini, kıvrımlarını dağıtan, perişan eden sabah yelinden dahi seni kıskanır.”…  “ Ey Zühre yıldızı! Gönül ve can senin müşterindir (yıldızındır). Seni gündüz güneşten, gece aydan kıskanır.”…   “ Aşkından deli divane olan bu gönül, yanına düşüp seninle yürüyen gölgene tahammül edemez. Böyle bir görüntüyü dilemez. Seni daha nelerden kıskanır.”…  “Sen ne güzel bir huri ya da perisin! Yüzünü görünce değil yerdeki insanlardan gökteki (cennetin kapıcısı) melekten (Rıdvan) kıskanırım.”… “ Ey sevgili! Belini saran kemer ben değilsem, seni o kemerden kıskanırım.”…

Böyle söylüyor Hümâmî; böyle içten, candan, yürekten…   Kim aşığın, sevdiğini, değer verdiğini kıskanmaz ki? Eğer ölçüyü kaçırmamışsa, aşırı değilse,  hastalık derecesine ulaşmamışsa kıskanmak hoş bir duygudur. Eski Anadolu Türkçesinde “güni”, “günilemek” sözcükleri ad olarak kıskanma, kıskançlık, haset; eylem olarak kıskanmak anlamlarında kullanılmış; metinlerde kalarak artık yaşamayan sözcüklerden. İlginç olan nokta şu:  Türkçe kökenli bu iki sözcük unutulmuş yine Türkçe olan kıskanma, kıskançlık ve kıskanmak sözcükleri kullanılmakta. Yani Türkçe sözcük atılıp yerine Arapça ya da Farsça karşılığı olan sözcük getirilmemiş.

Kıskançlık ya da kıskanma üzerine onlarca şiir yazılmış; yıllarca… Daha nice şiirler yazılacak da. Bu iki sözcük üzerine kurgulanmış şiirlerden diğerlerine göre beni daha çok çeken, daha çok etkileyen Faruk Nafiz Çamlıbel’in kaleminden dökülen “Kıskanç” (İntizar) adlı şiir:

Sakın bir söz söyleme… Yüzüme bakma sakın!

Sesini duyan olur, sana göz koyan olur.

Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,

Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur…

 

Dilerim Tanrı’dan ki sana açık kucaklar

Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun,

Kan tükürsün adını candan anan dudaklar,

Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun!

                Kıskanma, kıskançlık: kıskanmak! Ne Hümâmî, ne Lâmi’î ne de diğerleri. Hiç biri kıskançlık ya da kıskanmak temalı şiir yazmada Faruk Nafiz’in eline su dökemez! Faruk Nafiz’in kıskançlığı bencillik ötesine geçiyor. Sevdiğinin sesini duyan, sevdiğine göz koyan, sevdiğini cana yakın bulan herkesi kargışlıyor: Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur. Sevgiliye açılan kucaklar,  bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun! Adını candan anan dudaklar kan tükürsün! Sana benim gözümle bakanların gözü kör olsun! Kuşkusuz bu, hastalık derecesine ulaşmış aşırı kıskançlık durumu. Şairde aşk ve kıskançlık duyguları iç içedir. Bu ince, zarif sıradan bir duygu değildir. Sevgili ahuya benzetir, kendisini (aşkını) canavara:

Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine

Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.

Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine

Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek.

Bu söylem Âşık Veysel’in dilinde daha yumuşak, inceliklidir ve zariftir: “Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı / Avlasam çöllerde saz ile seni / Bulunmaz dermanı yoktur ilacı / Vursam yaralasam söz ile seni”… Dörtlükte, avcı “saz ile avlamak, söz ile yaralamak” söylemleriyle yumuşatılarak sevgiliyi sazla sözle kendine bağlamaya çalışan âşık anlamında kullanılarak toplumdaki olumsuz algısından sıyrılır. Ya Faruk Nafiz’deki “canavar” söylemi? O da Veysel’in söylemi gibi incelikli, yumuşak, sıcak mı? Ya da sert, katı ve hoyrat mı?

Ölçülü, uyumlu, dengeli olmayı ne güzel dile getirmiş atalarımız: “Çoğu zarar, azı karar”! Sevgi gibi bir tutku, bir duygudur, kıskançlık.  Sevginin de kıskançlığın da bir ölçüsü, tartısı olmalı. Çoğu her zaman zarardır.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.