İMECE HAVASI
Al tavandan belleri
Belle bellemeleri
Bu yıl aldattın beni
Sevindirdin elleri
İmeceye baksana
Hep kazmalı kazmalı
Ben yârimi tanırım
Başı sarı yazmalı
Galdır gazmayı galdır
Eşelim derin derin
Bir su getir pınardan
İçelim serin serin
“Al Tavandan Belleri” adlı imece havasının sözlerini yansıtıyor, dörtlükler. Şimdilerde olmayan güzel bir gelenek vardı, eski imecelerde. Kemençe eşliğinde bellenirdi, kazılırdı; ekilirdi, dikilirdi tarlalar. Türkü, Görele-Çavuşlu beldesinden yapılan bir derleme. Kaynak Ömer Akpınar! Derleyen ve notaya alan Yücel Paşmakçı (1968).
Büyüklerimizden çok dinledim “Galdır gazmayı galdır” ile başlayan imece türkülerini. Dahası tanık da oldum, çocukluğumda; kemençeli imecelere. Kemençenin ritmiyle söylenen her bir dörtlükte öyle doğal, duru, arı, yalın bir dil; öyle içten, yürekten, sıcak bir duygu… Türkülerle kalkan inen kazmalar…
Yakın zamanda aramızdan ayrılan sevdiğim bir teyze, beni kırmaz; eski imeceleri ballandıra ballandıra anlatır, imece türkülerini gaydasına uygun söylerdi: “Galdır gazmayı galdır / Galdır boyundan aşır / Sevdalı olan gızlar / Cebinde mendil taşır”… “Galdır gazmayı galdır / Galdır boyundan aşır / Sevdası olan uşak / Belinde silah taşır”… “İmeceye gidenler / Hep gazmalı gazmalı / Ben sevdamı tanırım / Başı beyaz yazmalı”… “Gazmayı gaza gaza / Önleri vurdum saza / Yenge gurban olurum / Yanında gazan gıza”…
İmeceler dayanışmanın, yardımlaşmanın, birlikte bir işi başarmanın simgesiymiş, bir zamanlar. Büyük tarlalar, imecelerle ekilir, dikilirmiş. İmeceye hareket ve coşku katan kemençeci iki sıra alırmış; diğerleri bir sıra… Sıra almak ve sıra vermek döngüsü ile koca koca tarlalar kolayca kazılır, ekilir, dikilirmiş.
Kemençeli imeceler, doğaçlama atma/yakma türkülerle bir tür şenliğe, eğlenceye dönüşmüş. Yıl yıl yenileri eklenerek çoğalmış, atma/yakma türküler. Bir kısmı unutulmuş, bir kısmı hâlâ yaşıyor. Gençliğinde kemençeli imecelere katılmış yaşlı insanlarla, konuyla ilgili sohbet ettiğimde yorgun gözlerine bir anda can geliyor. Başlıyorlar keyifle anlatmaya… Aklında kalan atma/yakma türküleri sıralıyorlar art arda…
Değişik varyantları var “Al Tavandan Belleri” türküsünün. Bunlardan Görele- Çavuşlu yöresine ait olan ilk varyantı ritmi, dili, söyleyişi, insanla, doğayla ilişkisi yönüyle diğer varyantlarından daha ilgi çekici geliyor, bana. Yedili hece ölçüsüyle söylenen dizelerde kulağa hoş gelmeyen, kulağı tırmalayan, ritmi bozan hiçbir akış söz konusu değil. Her dize coşkun akan ırmak misali…
Her baharda tavandan beller, kazmalar çıkar; tarlalar şenlenir. Böyle başlıyor gayda. Bu giriş iki odalı, aşganalı, dizme duvarlı eski evleri canlandırıyor, gözümde. Odalarının altı ahır, aşganası tavansız, geniş ocaklı, huzurlu, doğayla uyumlu evler… Oda üstündeki tavanda kazma, bel, harar, şelek… Ardından gönül ilişkileri: Bu yıl aldattın beni / Sevindirdin elleri! Şenlik havasındadır, kemençeli imeceler… Kızlar, delikanlılar bu imecelere katılmak için can atarlar. Delikanlılar yavuklularını görecekler, bir ara göz göze gelecekler, onlara türkü yakacaklar, sitem edecekler… Bu gönül işlerini iyi bilen kemençeci hem delikanlının hem de genç kızların ağzıyla türkü yakar: Ben yârimi tanırım / Başı beyaz yazmalı! Sevdası olan uşak / Belinde silah taşır…
Kemençeli imecelerde öncelik aşka, sevdaya, gönül ilişkilerine verilir: Sevdalı olan gızlar / Cebinde mendil taşır. Yenge gurban olurum / Yanında gazan gıza… Bu atma/yakma türküler uzar gider…
İmece havasında doğal bir akış; yalın, sıcak, içten bir söyleyiş vardır. Kulağa hoş gelen uyaklı sözlerle örülür, duygu yüklü dörtlükler: bellemeleri / elleri; kazmalı / yazmalı; derin / serin. Kalkıp inen kazmalar, doğal olarak bir zaman sonra insanı yorar; terletir, telesetir (susatır). Çare, kısa bir mola. Pınardan getirilir buz gibi soğuk su! Maşrapalar elden ele, dudaktan dudağa dolaşır… Bu olay anlatılır, imece havasında: Bir su getir pınardan / İçelim serin serin!
Bilinen üç varyantı (çeşitleme) var, bu türkünün. İkinci varyantı, yine Ömer Akpınar imzalı. Görele imece havası olarak kayda geçen türkünün açıklamasında, “nota kaydı bulunmamaktadır” notu düşülmüştür.
Türkünün bir de Ordu varyantı vardır. Kaynak kişisi Vonalı Ahmet Özkan ve İbrahim Kurtul olan türküyü Mustafa Sarısözen derleyip notaya almıştır. Bu türkü “Di nargile nargile / Kalk gidelim yâr gile / Bizim şişe boşalmış / Doldur gel güle güle” bağlantılıdır. Özgün söyleminden farkıdır, Ordu varyantı. ‘Al tavandan belleri / Belle bellemeleri’ ile başlayan dörtlüğün son iki dizesi: ‘Kız ablana söyleme / Gezdiğimiz yerleri’ olarak değişmiştir. Diğer dörtlükler, özgün söylemden tamamen farklıdır:
Bir taş attım sazlara
Gitti vurdu gazlara
Anne beni evlendir
İstediğim gızlarla
Serenderler yaptırdım
Altı direk üstüne
Benim bu türkülerim
Yanık yürek üstüne
Bu da gösteriyor ki yakın coğrafyalarda türküler, ortak kültür ürünleri olabiliyor. Giresun – Görele ve Ordu varyantları olan “Al Tavandan Belleri” türküsü bunun somut bir göstergesi. Birbirine sınır iki ilin doğu ucunda Görele, batı ucunda eski adı Vona olan Perşembe. Bu iki ilde yaşayan halk geleneği, göreneği, kültürü, yaşantısı, dili ile birbirlerine yakındır. İmeceleri, düğünleri, bayramları, giyim kuşamları, yaşam biçimleri, yayla alışkanlıklar birbirlerine benzer. Ayrıştıkları nokta kemençe ve sazdır, denilebilir. Giresun yöresinde kemençe gözde çalgıdır, Ordu yöresinde saz! İster kemençe eşliğinde söylensin ister saz eşliğinde “Al Tavandan Belleri” örneğinde olduğu gibi türkülerin kesişme noktaları olabiliyor.
Aralarında az çok gayda farklılıkları olsa da bu kesişmeler diğer coğrafi yörelerde de görülebiliyor. Müzik, insanları, yöreleri birbirine yaklaştıran, birbirleriyle kaynaştıran böyle bir alış veriş dili, böyle bir kültür hazinesidir. Türküler gaydanın, ritmin, ezginin ötesinde bir coşku dili, bir yürek yangısı, bir gönül ateşidir de… Yöresel tüm özellikleriyle kırsal kesim, Bedri Rahmi’nin diliyle ‘köyümüz, köylümüz, memleketimiz’, ‘ ana sütü gibi candan, ana sütü gibi temiz’ türkülerde dantel gibi işlenir:
Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz…
“Al Tavandan Belleri” de öyle değil mi? Kırsalın kültürünü, dilini, gönlünü yansıtmıyor mu? Bayılıyorum böyle türkülere… Dinlemekten, dinlerken çıkış öykülerini düşlemekten dahası türkülerdeki duygu deryasına dalmaktan büyük keyif alıyorum.
