DOLAR 33,0892
EURO 36,0737
ALTIN 2.580,95
BIST 11.139,46
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 30°C
Hafif Yağmurlu
Giresun
30°C
Hafif Yağmurlu
Cum 30°C
Cts 29°C
Paz 30°C
Pts 29°C

KARIŞTIRMAK

13.06.2022
93
A+
A-

Severiz, toplum olarak karıştırmayı. Hem karışır hem de karıştırırız. Pişmiş aşa su katar karıştırırız; şeker ile şapı karıştırırız. Övgü ile sevgiyi, kitap ile dergiyi karıştırırız. Yanlış ile doğruyu, eğri ile büğrüyü karıştırırız… Bizi ilgilendirmeyen işe karışır, ortalığı karıştırırız. Sap ile samanı, sis ile dumanı karıştırırız. Şarkı ile türküyü; dantel ile örgüyü karıştırırız. Hiç çekinmeyiz karışmaktan, karıştırmaktan. Bilenimiz de karıştırır, bilmeyenimiz de. Ya bir yerden çıkar ya burnumuzu sokar el âlemin işini karıştırırız. Karıştırırız ha karıştırırız…
Bir de dilimizi, güzel dilimizi karıştırırız. En çok da bu gücüme gider. Ziya Gökalp’in “Güzel dil Türkçe bize / Başka dil gece bize” dizelerini anımsar dilimize çomak sokanlara üzülürüm. Dilimizi güzel, etkili değil de yanlış kullananlara tanık olunca nasıl üzülmeyeyim ki? Okumayan, sorgulamayan, düşünmeden konuşan, işkembeden atan aymazları görünce nasıl yanmayayım ki? Atalarımız “el yarası geçer, dil yarası geçmez” demiş. Ne yerinde, ne doğru söylemiş!
Diğer karıştırmaları bir yana itip dilimizi karıştıranlar üzerinde durmak istiyorum. Öncelikle yanlış kullandığımız; bilerek ya da bilmeyerek karıştırdığımız üç önemli dil terimi: lehçe, şive ve ağız! Bir dilin yazılı kaynaklara dayanmayan bir döneminde (çok eski) kendisinden ayrılan koluna lehçe denir. İşte böyle bir dönemde, Türk dilinden ayrılan Çuvaşça, bir lehçedir. Yazılı Eski Türkçe metinlerinde geçen adak, “d-z-y” iç ses değişiklikleriyle ayak olarak gelir, günümüze. Karadeniz’in kuzeyindeki iç denizin adı Azak’tır. Adak sözcüğünün ikinci aşamasında oluşmuştur. Ayağa benzediği için bu ad verilmiştir, bu denize. Çuvaşça’da bu sözcük “ura” ile karşılanır. Böylece lehçe durumuna düşen Çuvaşça, ana dilden uzaklaşmıştır. Bir dilin bilinen tarihi içerisinde kendisinden ayrılan koluna şive denir. En tipik örneği Azerilerin konuştukları Türkçedir. Daha çok bazı sözcüklerindeki ses değişiklikleri ile eklerdeki değişiklikler ana dilden farklılık gösterir, şivede. Bunu, Azeri şair Şehriyar’ın yurt özlemi ile kaleme aldığı lirik “Heyder Baba’ya Selam” şiirinde görebiliriz: Heyder Baba, ildırımlar şahanda, Seller, sular şakgıldayup ahanda, Gızlar ona sef bağlıyup bahanda, Selâm olsun şövkatize, elüze, Menim de bir adım gelsin dilüze. Alıntı yaptığımız bölümde şive özellikleri “Haydar / Heyder; yıldırım / ildirım; çakmak / şakmak; akmak / ahmak; gız / kız; bakmak / bahmak; ben / men” sözcüklerinde açıkça görülür. Bizdeki şimdiki zaman eki “-yor” Azeri dilinde kullanılmaz. Geniş zaman eki, bu görevi üstlenir: Men gelirem / gelmirem. Bu ayrılıklara rağmen biz Azerileri anlayabiliriz, Azeriler de bizi… Ağız, bir dilin ülke sınırları içindeki bölgesel konuşma farklıklarıdır. Trakya, Ege, Karadeniz, Yörük ağzı… Bu genel tanımı oluşturan yöresel ağzın alt bölümleri söz konusudur: Urfa ağızı, Kayseri ağızı, İstanbul ağızı… Yöresel ad altında toplanan ağızlar il il, ilçe ilçe hatta köy köy farklılık gösterir. Bu bir iç zenginliktir. Doğu Karadeniz ağızı içerisinde yer alan Rize, Trabzon, Giresun ağızları da kendi içinde önemli farklılıklar taşırlar. “–yor” şimdiki zaman eki Trabzon ve Rize ağızlarında “yi” eki ile karşılanırken Giresun ağzında “yu” ile karşılanır. Bir Trabzonlu “ha bu küneş hep baa çalayi” der, Giresunlu “Güneş ba vuruyu. Oy Benum Sevduceğum türküsünün özgün haliyle “ Geldi (Keldi) Ordu vapuri / Limana mi gireyi” dizeleri Trabzon ağızının güzelliği; Eşref türküsünün özgün haliyle “Giresun (Kiresin) üstünde vapur barıyu / Eşref’in yarasını dokur sarıyu” dizeleri Giresun ağzının güzelliği… Ağızlar yerel kültürle oluşan zenginliklerdir. Bir gırandan diğerine sesini daha iyi işittirmek için “Uraaa! Anna gel anna!” diye bağıran adamın dili, telefonun olmadığı dönemlerde, iletişimsel bir ağız kültürüdür. Annak, sesin en iyi, en net duyulacağı yer anlamındadır; anlamak eyleminden türetilmiştir. Biliyorum, sözü çok uzattım. Anlatmak istediğim “Karadeniz şivesi, Trakya şivesi…” kullanımları bir karıştırmadan doğan dil yanlışıdır. Doğrusu, Karadeniz ağızı, Trakya ağızıdır. Bir de yöresel dil kullanımında bir ile özgü ağız özelliğini bir başka ilin hatta ilçenin ağız özelliği ile kepçe ile kazan karıştırır gibi karıştırıyoruz. Nasıl mı? Giresun yöresinde kullanılan “horan” sözcüğünü Trabzon yöresinde kullanılan “horon” sözcüğüne kurban ediyoruz. Göreleli, Tirebolulu, Eynesilli, Bulancaklı… horon demez. Bu ağızlarda horon yoktur! Horan der, bir daha söylüyorum; horan! Nasıl mı? Şu atma türkü sözlerine bakın! Horanı depme ile / Horan yeri düz olmaz / Horan oynamayıla / Gocakarı kız olmaz! Yalınızca bu dörtlükte geçen “horan yeri, horan d(t)epme, horan oynama” söylemleri bizim ağız özelliğimizdir. Yine dörtlükte dile getirildiği gibi nasıl kocakarı kız olamazsa, bizim ağzımızdaki horan da horon olamaz. Görele ve çevresinde, özellikle yöresel dil (ağız) kültürünü yaşatan kırsal kesimde, hâlâ “horoza foruz, doktora doktur, motora motur, radyoya radiyu, traktöre traktür, detektöre dedektür ” diyen yaşlı insanlar vardır. Bu insanlar, asla horon demez, horan der.
Sözün özü bizim yöre ağzında, ilk hece dışındaki hecelerde yer alan geniş – yuvarlak ‘o, ö’ sesleri kullanılmamıştır. Bu sesler, yöresel dilde dar – yuvarlak ‘u, ü’ seslerine dönüşmüştür. Bu bizim ağız kültürümüzün tipik bir özelliğidir. Ayrıca, Türkçe kökenli sözcüklerde, ‘-yor’ şimdiki zaman eki dışında ‘o’ sesi yoktur. Bu durumda olan sözcükler, yabancı dillerden dilimize girmiştir. Horana horon diyen yeni yetmelerle, özenti düşkünleri ya da okumuş bilgisizler kimin kayığına bindiklerinin farkında mı? Sanmıyorum! Yöresel dil yani ağız, yörenin damgasıdır. Birkaç kez yazdım, yayınlattım. Yanlış kullanımda direnip yine aynı hataya düşüyor, kimileri.
Son yıllarda televizyonlarda boy gösteren kimi sanatçılar, sunucular türküye, şarkı; şarkıya türkü der oldu. Özellikle, toplum karşısında dili etkili, güzel kullanmak, topluma iyi örnek olmak gerekirken tam tersi oluyor. Dili yozlaştırıp yamalı bohça kültürüne, bilerek ya da bilmeyerek hizmet ediyoruz. Duyarsızlık, özensizlik, vurdumduymazlık aldı başını gidiyor. Dilin kemiği yok! Ağzı olan yalan, yanlış konuşuyor. Öte ile beriyi, ileri ile geriyi karıştırıyoruz! Ne diyelim? Konuşmaktan, anlatmaktan dilimizde tüy bitti! Biraz şaka, biraz cımbış iki dörtlük düzelim, belki meramımızı, dili savruk kullananlara, bu yolla anlatabiliriz: “Yol alsak da karış karış / Gidiyoruz itiş kakış / Zeytin kara dalı barış / Bu ne zurna be kardeşim! // Menzil uzak zorlu yarış / Eğri doğru karma(n)karış / Çeşme susuz akmaz bu kış / Bu ne kurna be kardeşim!”…
Ulusal dil, ulusun bilinci; yöresel dil yöre insanın bilincidir. Yöresel dildeki kimi sözcükler günümüzde işlevini tamamlamış; kullanılmaz olmuştur. Günümüzün genç insanları “eşün, gaz lambası, dırmaç, gelberi, tırmık, çöten, çöte, çul, harar, işlik, çarık vb. yöresel sözcükleri algılayamaz; fakat bizim yaşımızda olanlar yani kırsal kültürle yoğrulanlar her bir sözcükte nice anılar, yaşantılar, yaşanmışlıklarla yüz yüze gelirler. Yusuf Has Hacib’in, XI. Yüzyılda kaleme aldığı Kutadgu Bilig yapıtından alıntıladığımız dil insan ilişkisine vurgu yapan iki dize ile yazıya nokta koyalım: Dil değerlendirir insanı, onunla mutluluğa erer / Dil değerden düşürür insanı, dili yüzünden başı gider.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.