DOLAR 9,2456
EURO 10,7960
ALTIN 531,04
BIST 1.433
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 18°C
Parçalı Bulutlu
Giresun
18°C
Parçalı Bulutlu
Cum 21°C
Cts 21°C
Paz 20°C
Pts 15°C

KISA YAZI UZUN YAZI

28.06.2021
28
A+
A-

Kimi okurlar, bazı yazıların uzun olduğundan yakınır. Yazının kısa ya da uzun olma durumu nedir? Bunun bir ölçüsü, ölçütü, bir şablonu var mı? Şu kadar sözcükten oluşan yazı kısa mıdır? Bu kadar sözcükten oluşan yazı uzun mudur? Yazının uzunluğu ya da kısalığı sözcük sayısına mı bağlıdır?

Dilimizde “az sözle çok şey anlatmak” diye bir söylem var. Bu, ne kadar geçerlidir? Az sözle çok şey anlatmak, roman, öykü ya da diğer hacimli düzyazı türlerinde konuyu özetlemenin anahtarıdır; şiirde sanatlı anlatımın. Eski edebiyatımızda, az sözcük kullanarak bir düşünceyi özlü bir biçimde anlatmaya icaz denilirdi.  Bu, anlatması kolay olmayan derinlikli duygu ya da düşünceyi bir beyite ya da bir cümleye sığdırma becerisidir. Kanunî (Muhibbi)’nin “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi /Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” beyti ya da Yahya Kemal’in “Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi / Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi” beyti icaz sanatının güzel örnekleridir. Düzyazı,  bu tür anlatıma pek yüz vermez.

Bir yazar özgür düşünüp özgün yazmalı; kendisi dışında hiç kimse yazısına sınır çizmemeli, diye düşünürüm her daim. Böyle de yaparım. Böyle yapmakla kendimi ortaya koyarım. Daha doğrusu ele aldığım konu ile ilgili birikimlerimi, duygu ve düşüncelerimi tam olarak yazıya aktarmaya çalışırım. Bunu yaparken de büyük keyif alırım. Yazımın sınırlarını bu tutum belirler. Bazı yazılarım bir sayfa olur; bazı yazılarım iki ya da daha çok sayfa çıkabilir.

Kültür, sanat ve edebiyat ağırlıklı yazılar yazmayı seviyorum. Bu tür yazılar büyük emek ister: Okumak, incelemek, araştırmak, bilgi edinmek; sormak, sorgulamak, birikim kazanmak…  Sözün özü her yazım, bu büyük emeğin, çalışmanın,  birikimin daha da ötede dil ve edebiyat; insan ve doğa sevgisinin bendeki iz düşümü, soyut yansımasıdır.

Kimi okurlar ağır yazdığımı söylüyor; kimi okurlar uzun! Ağır yazdığımı bir ölçüde anlayabiliyorum ama uzun yazdığımı anlamakta güçlük çekiyorum. Niçin kimi okurlara yazım ağır geliyor? Bu okuyucunun bilgi, birikim ve kültürüyle ilgili bir durum! Orta Anadolu’da tren yolculuğu yapan iki arkadaştan biri diğerine, önünden geçmekte oldukları tarihi yapı ile ilgili “Bu Faruk Nafiz Çamlıbel’in hanı” der. Konuşmaya kulak misafiri olan arka koltuktaki adam, kendini tutamaz “Hayır, bu doğru değil! Ben bu hanın sahibini tanıyorum!” diye söze karışır. Adam, “Han Duvarları” şiirini bilmediği için böyle söyler. Eğer “Han Duvarları” şiirini okumuş olsaydı, şiirde geçen hanlardan birinin bu olduğunu bilecek ve susacaktı. Gönlünde gurbeti duya duya Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya giden Çamlıbel’in şiirinde geçen hanlarla ilgili dizelerde, duygu ve düşüncelerini yoğuracaktı.

 Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,    

 Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.    

 Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri    

 Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.

 Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya    

 Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.     

 Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,

 Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.

 Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,    

 Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.

 Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı    

 Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.

 Gitgide birer ayet gibi derinleştiler    

 Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler…    

 Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,    

 Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;    

 Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,    

 Aygın baygın maniler, açık saçık resimler…    

 Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,    

 Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken    

 Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;    

 Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.

 Ben garip çizgilerle uğraşırken baş başa    

 Rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa;

 

On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan    

      Baba ocağından yar kucağından    

      Bir çiçek dermeden sevgi bağından    

      Huduttan hududa atılmışım ben

Evet, benim yazılarımda edebiyatla, kültürle, sanatla yoğurulan, mayalanan bir alt yapı var. Bu ırmaktan şu ya da bu nedenlerle su içemeyen kimi okuyuculara bu yazılar ağır gelebilir. Bu, benimle, benim dili kullanma yetimle ilgili değil okuyucuyla ilgili bir durum.  Ağır diye yakındıkları yazılar; kendilerinde okuma, araştırma, öğrenme merakı uyandığında, bilgi ve birikim kazanma yolunda çaba harcadıklarında anlaşılmaz olmaktan çıkar, beğendikleri, hoşlandıkları, isteyerek okudukları birer bilgi ve kültür yazısına dönüşebilir. Yeter ki istekli olsunlar, kitap okusunlar. Bizde yerinde bir söylem var: Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp! Ben her şeyi biliyorum diyen yalan söyler. Benim de ilgi alanımla ilgili bilmediklerim ya da bilip de unuttuklarım var.

Uzun yazmak konusuna gelince ben buna diyecek söz bulamıyorum. Kısa yazmak bir ölçüdür, kuşkusuz. Kısa konuşmak da öyle. 1850’li yılların ünlü yazarı Mark Twain “Çok vaktim yoktu, bu yüzden uzun yazdım” demiş.  Uzun yazmak vakit darlığı ile ilgili midir? Kısa yazmak vaktin çok olmasıyla mı bağlantılıdır? Hiç sanmıyorum! Uzun ya da kısa yazmak bilgi, birikim ve donanımla; merak, ilgi ve sevgiyle ilgilidir. Bu da yetmez. Metni bir mimar titizliğinde kurgulamak gerekir. Yazının uzun ya da kısa oluşu kurgusu ile ilgilidir. Konuyu tam yansıtmayan, köşeli boyutlarıyla okuyucuyla buluşturmayan yazı kısa olsa ya da uzun olsa ne anlam ifade eder ki?

Bir okuyucu “Bazı kitaplar kendini okutur, bazıları okutmaz. Senin yazdıklarını sıkılmadan okuyorum. Yazdıkların, beni kendine çekiyor.” dedi bir telefon konuşmamızda. Kitaplar sıkılmadan okunmalı, ilgi çekici olmalı, tat vermeli kuşkusuz.  Benim de okurken zorlandığım, tat almadığım kitaplar yok değil! Bu kitaplarda,  dil ve anlatımındaki yavanlık, kuruluk; konu ve kurgusundaki dağınıklık itici boyutlara ulaşınca okuma isteğim azalıyor. Ben de iyi bir okuyucu sayılırım. Dil ve anlatımı sıcak, çekici, merak ve ilgi uyandırıcı olmaktan uzak kitapların sayfaları kurşun gibi ağır gelir, bana. Dayanma gücümü ve sabrımı zorlayarak tamamlarım sayfaları… Bir yazar arkadaşım “Senin yazdıklarında yerel çizgiden ulusala, ulusal çizgiden evrensele bir derinlik söz konusu” dedi. Ne yalan söyleyeyim, bu saptama, beni son derece mutlu etti. Ben yıllarca bunu başarmak için çırpındım durdum. Umarım öyledir.

Ünlü İngiliz deneme yazarı Francis Bacon (1561-1626) “Okumak bir insanı doldurur; konuşmak onu hazırlar; yazmak ise olgunlaştırır” demiş. Okumak, kuşkusuz insanı doldurur; bilgi, birikim sahibi kılar; kültür seviyesini yükseltir. Yazmak bilgi ve birikimleri kâğıda dökmektir. Herkes okur olabilir ama herkes yazar olamaz. Yazarlık ayrı bir yetidir. Benimle yapılan bir söyleşide “Siz ne kadar güzel malzemeyi bir araya getirirseniz getirin aşçı tencereye duygusunu, düşüncesini, coşkusunu, sevgisini, alın terini, bir başka dille becerisini, yeteneğini koymazsa pişen yemek istenilen kıvamda olmaz. Yazı da böyledir, dili işleme becerisidir bir anlamda” demiştim.  Kitaplar, yazarları okuyucu ile buluşturan dilsel iletişim aracıdır.  Yazarın dili kendine özgü olmalıdır. Okuyucu ile kuracağı iletişim dili sıcak, anlaşılır, etkili… Dahası yer yer bir ırmak gibi duru olmalı yer yer bir ırmak gibi coşkulu…  Önemli olan yazının kısalığı, uzunluğu değil, berraklığıdır. İleti görevini tam anlamıyla yerine getiren her yazı anlamlı ve değerlidir. Bence ölçü budur.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.