DOLAR 9,3145
EURO 10,8365
ALTIN 529,57
BIST 1.430
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 16°C
Kuvvetli Sağanak
Giresun
16°C
Kuvvetli Sağanak
Çar 15°C
Per 17°C
Cum 21°C
Cts 20°C

MART BOZUMU VE MAYIS YEDİSİ ETKİNLİKLERİ

25.05.2021
32
A+
A-

Seni         

Kaleden uçurtma uçuran

Ve yüreğini ona iliştiren

Bir çocuğun gülüşüyle

Denize bakan fındık kahvesi gözlerinle 

Sevmiştim.

 

Seninle Mart’ın on dördünde

Annenin ısırgan pişirdiği gecede

Sözleşmiştik

Hızır-İlyas şahit olmuştu nikâhımıza

Mayıs yedisinde

Aksu Şenliklerinde başlamıştı düğünüz.

Sacayağından geçerken

Göz – göze gelmiştik

Dertlerimizi bırakmıştık denize

Taşlarken dereyi

Ada’nın etrafını dolaşırken

Gelinliğine bir gül düşmüştü

Yöresel kadim bir gelenek olan Mayıs Yedisini konu alan dizeler, Erzurumlu ozan Selami Şimşek’in “Denize Bakan Fındık Kahvesi Gözlerin” şiirinden alınma. Şiirde geçen martın on dördü ve mayıs yedisi söylemleri yöresel kadim iki kültürel etkinliğe vurgu yapar.  Miladi takvimde martın on dördü, eski takvimde (kocakarı ayı) martın ilk gününün, bir başka söylemle yeni yılın ilk gününün, baharın gelişinin karşılığıdır. Halk arasında Mart Bozma ya da Mart Kırma olarak bilinen bu ritüel, yüzyıllardır süregelen artık unutulmaya yüz tutmuş olan bir inancın eyleme dönüşerek somutlaşmış yansımasıdır.

Eski ayla martın birinde, sabahı erken kalkılır, en yakın pınardan ya da çeşmeden su alınır, evin içinde tavandan tabana her yere bir de ahırdaki ineklerin sırtına serpilirmiş. İkindiden önce ineklerin kuyruğuna kırmızı iplik bağlanırmış. “Mart ben darattım (tarattım) sen daratma” diyerek ineklerin kuyruğu üç kez çekilirmiş.  Çocuklar tavandan yüzlerine damlayan suyla berinner (irkilir)miş. Sonrasında eve gelen sınavuşlu (denenmiş), ayağı uğurlu kişiye mart bozulurmuş. Mısırın, darının bol olması, yılın bereketli geçmesi için martı bozan kişiye içine gök (göğ) boncuk (göz / nazar boncuğu) konulan mısır ekmeği ve sırgan yemeği ikram edilirmiş.  Öyküsü eski Türk inancına kadar uzar, mart bozumunun. Boncuk göğün kutsallığının, gök Tanrı inancının simgesidir.  Sınavuşlu kişi yoksa çocuklar martı kırmak için komşu evlere gönderilirmiş. Martı bozan kişi ailenin bir yıl boyunca başına gelecek iyi işlerden ya da kötü işlerden sorumlu tutulurmuş.

Çocukluk ve gençlik yıllarımda Görele’de tanık olduğum Mayıs Yedisi önemli bir kültürel etkinlikti. Ne yazık ki günümüzde, artık eski havası, heyecanı, coşkusu yok! Doğu Karadeniz’in Ordu, Giresun ve Trabzon illerinin sahil kesiminde,  her yıl eski takvime göre mayısın yedisine denk gelen 20 Mayısta büyük küçük halkın katılımıyla yapılan coşkulu bir etkinliktir, Mayıs Yedisi.  Konu ile ilgili araştırma yapan halk bilimciler Mayıs Yedisi şenliklerinin 4.000 yıl önce ortaya çıkan geleneksel bir tören (ritüel) olduğundan söz ederler.  Kuşkusuz Mart Bozma da öyledir.

Bir görüşe göre, Mayıs Yedisi ritüelinin ortaya çıkışı Hitit Tanrıçası Kybele ile Anadolu mitolojik tanrısı Priados adına düzenlenen “bahar-bereket-döllenme” dayanır; bir diğer görüşe göre Giresun adasında üs kuran anaerkil savaşçı Amazon kadınlarının nesillerini sürdürmek için yılda bir kez erkeklerle buluşmasına. Doğan çocukları erkek olursa ya öldürülür ya da babalarına gönderilirmiş.

Günümüzde, Giresun Aksu Deresi ve Giresun Adası çevresinde simgeleşen Mayıs Yedisi şenlikleri 1977’den bu yana her yıl 20 Mayısta “Aksu Şenlikleri” adı altında festivale dönüşerek canlı tutulmaya çalışılmaktadır. Şenliklerin önemli ayakları vardır:

  • Sacayağından (saciyek) geçmek,
  • Suya taş atmak
  • Denize girilmesi, ayakların suya sokulması
  • Kayıkla denizde dolaşmak

Eski evlerde, ocak başı çok önemliydi. Ortasında yanan ateşin ortasına sacayağı konur, üstüne altı küllenmiş sac oturtulurdu. Isınan sacın üzerine hamuru döşenir, mis gibi kokan mısır ekmeği pişirilirdi. Eski kültürde sacayağı, “ateş” kültürünün bir simgesi; ateş “ocak” kültürünün. Ocak başı bir anlamda evin birliğinin, dirliğinin, bereketin ve soyun devamının simgesiydi. Özellikle çocuğu olmayan gelinler, dilek tutarak özel yapılmış irice sacayağından art arda üç kez geçermiş. Bu ritüeli gerçekleştirince, bu kutlu günde dileklerinin kabul olacağına ve gebe kalacaklarına inanırlarmış.

Gün içinde yapılan bir diğer etkinlik suya taş atmak. Yöresel kıyafetli genç kızlar, gelinler, kadınlar günün erken vaktinde dere ile denizin buluştuğu yerde toplanır; sırtını suya dönüp “derdim belam denize” diyerek yedi çift bir tek taşı suya atarlarmış. Bu ritüeli uygularken çift taşları sağ omuz üzerinden tek taşı sol omuz üzerinden atarlarmış. Sonrasında kızlar, gelinler, kadınlar yumuşak dalgaların kumsalı yaladığı yerde ayaklarını suya sokar; başından aşağı avuç avuç su döker ya da suya dalarmış…

Mayıs yedisinde, Aksu deresinin denize karıştığı yerde toplanan köy kızları ve delikanlıları dilekler tutar, uğur getireceği inancıyla suya girip yıkanırlarmış. Bu hoş durum, Can Akengin’in kaleminden şöyle anlatılır:

Hava sıcak nefessiz

Dere akıyor sessiz

Nemli kumsalda gördüm

Gönül çeken beş on iz

Çehreler esmer biraz

Gerdanlar duru beyaz

Su püskürtüp oynaşır

Kezban’la Ayşe, Binnaz

Sakın almayın kale

Kıyılır mı bu hale

Omuzlardan dökülen

Saçlar altın şelale.

Etkinliğin son ayağı, kayıkla denize açılmakmış… Sonrasında Mayıs Yedisinin diğer bir etkinliği gerçekleşirmiş. Kayıklara binip denizde tur atmak! Gün boyu oyunlar oynanır:  yenilir, içilir eğlenilirmiş.

Günümüzde kutlayanı yok denecek kadar azalmış mart bozumu ile bir şenliğe, bir şölene, bir eğlenceye dönüşerek varlığını sürdüren mayıs yedisi, özü, kökü Hititlilere, Amazonlulara dayanan çok çok eski bir inanış biçiminin, bir ritüelin izleri, yansımasıdır. Her iki ritüel de insan ve doğa ile barışık ilişkisine dayanır. Doğaya saygı duyan, doğayı seven, koruyan insana doğa cömert elini uzatır. Âşık Veysel  “Bir çekirdek verdim dört bostan verdi” diyerek kutsar doğayı. Bu iki köklü ritüel, sıradan bir eğlence, sıradan bir etkinlik değil.  Doğa – insan ilişkisi açısından çok önemli. Bu iki ritüel, yılda bir kez de olsa bizleri uyarıyor; bizlere “doğayla barışık yaşamak, doğaya saygılı olmak, doğayı korumak” hususunda çok duyarlı olmamız gerektiğini anımsatıyor.

Doğaya karşı sorumsuz davrandığımızda, doğayı kirlettiğimizde, doğanın dengesini bozduğumuzda kentimiz, kırsalımız, ormanımız, dağımız, ovamız, vadimiz, denizimiz, suyumuz, havamız, hızla kirleniyor. Geniş dünyamız daralıyor; yaşam kalitemiz hızla düşüyor…

Öyle düşünüyorum ki bu iki ritüel, geleneksel  bir şenlik, şölen olmanın ötesinde kaybettiğimiz dünümüz adına dostça bir uyarı;  yaşadığımız günümüz adına uzanan bir sıcak el; yaşayacağımız yarınlarımız, geleceğimizle adına aydınlatıcı bir ışıktır…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.