DOLAR 32,5991
EURO 34,7956
ALTIN 2.409,60
BIST 9.645,02
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 27°C
Az Bulutlu
Giresun
27°C
Az Bulutlu
Çar 28°C
Per 22°C
Cum 16°C
Cts 17°C

RUS İŞGALİYLE İLGİLİ DOĞU KARADENİZ YÖRESİ MUHACİRLİK (SEFERBERLİK) TÜRKÜLERİ

20.02.2023
89
A+
A-

Doğu Karadeniz seferberlik türkülerinden bir diğeri, kaynak kişisi Ali Temelli, derleyeni Hakan Sümer olarak kayda geçen “Trabzon’dan Çıktım Başım Selamet” adlı ağıt-türküdür:
Trabzon’dan çıktım başım selamet
Çavuşlu’ya vardım koptu kıyamet
Sultan Aziz babam sana emanet

Bu ayrılık şimdi büktü belimi
Hain gavur yaktı yıktı evimi

Trabzon’un Taşbaşı’nda meyhane
İçtim içtim oldum deli divane
Sultan Aziz babam sana emanet

Bu ayrılık şimdi büktü belimi
Hain gavur yaktı yıktı evimi

Trabzon’un dört tarafı meteris_
Meteristen tek tek (telli) kurşun atarız
Biz dört kardeş bir orduya yeteriz…

Bu ayrılık şimdi büktü belimi
Hain gavur yaktı yıktı evimi
Aynı konuyu işleyen bu iki türkünün sözlerinde benzerlikler ve farklılıklar söz konusudur. “Trabzon’dan çıktım başım selamet / Çavuşlu’ya vardım koptu kıyamet / Anam, babam, bacım Hakka emanet” sözlerinden oluşan bentler, her iki türküde de ortaktır. Bu benzerlik dışında içinde metiris geçen her iki türküde “Meteristen telli (tet tek) kurşun atarız” söylemleri ortak olmakla birlikte diğer dizelerde küçük de olsa farklı söylemler vardır: Birinde “Biz üç kardeş bir orduya yeteriz” denilirken diğerinde “Üç kardaşız bir orduya yeteriz” denilmektedir. Türkülerden ikincisinde “Sultan Aziz babam sana emanet” dizesi yer alırken ilkinde böyle bir söylem geçmemektedir. Her iki türkünün bağlama (kavuştak) bölümlerinde de farklılıklar söz konusudur. İlkinde “Of ayrılık yenile de büktü belimi / Seferberlik ne yaman da yıktın evimi köyümü” denilirken ikincisinde “Bu ayrılık şimdi büktü belimi /Hain gavur yaktı yıktı evimi” denilmektedir. İkinci türküde geçen “Trabzon’un Taşbaşı’nda meyhane / İçtim içtim oldum deli divane” söylemi ilk türküde yoktur. Bu iki ağıt, aynı olay yani işgal üzerine söylenmiş ortak kültürü ürünü bir türküdür. Aralarındaki söyleyiş farklığı söylenildiği bölgelerden kaynaklanmaktadır. Dahası, Korkmaz hocanın belirttiği gibi “Trabzon’un etirafı metiris”, yörelere göre “Giresun’un etirafı, İstanbul’un etirafı” söylemlerine dönüşebiliyor.
Prof. Dr. Asiye Mevhibe Coşar, “ Bir Kıyamet Provası: Göçe Sürgün Hayatlar” adlı yazısında, bu türkülerin bir başka yorumundan (versiyon) söz eder. Türkünün bağlama (kavuştak) bölümü “Bu ayrılık şimdi de büktü belimi / Zalim Urus yaktı da yıktı evimi” olarak geçmektedir. Türkü şöyledir:
Trabzon’dan çıktım başım selamet
Çavuşlu’ya vardım koptu kıyamet
Anam ile yârim Hakka emanet

Muhacirlik şimdi de büktü belimi
Zalim Urus yaktı da yıktı evimi

Trabzon’un dört tarafı meteris
Meteris’den çifte de kurşun atarız
Üç kardeşiz bir orduya yeteriz

Muhacirlik şimdi de büktü belimi
Zalim Urus yaktı da yıktı evimi

Vara vara vardık Balkan aresi,
Bu ayrılık yoktur bunun çaresi,
Sende bıçak, bende yürek yarası

Bu ayrılık şimdi de büktü belimi,
Zalim Urus yaktı da yıktı evimi
Bu üç türkünün kavuştak bölümünde ortak olan söylem: büktü belimi ve yaktı, yıktı evimi! Çaresiz bırakmak anlamına belini bükmek deyimi ayrılık ya da muhacirlik sözcükleri ile ilgilidir. Çaresizliğin nedeni zorunlu göçtür. Yakıp yıkmak, harap etmek, kullanılamaz hale getirmek, büyük zarar vermek anlamında kullanılan bir deyimdir. Üç türküde de sırasıyla yaman seferberlik, hain gavur, zalim Urus evleri yakıp yıkmıştır. Bu bir anlamda işgalin betimlemesi, durum tespitidir.
Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen işgal yılları ne yüreklerden silinmiştir ne de belleklerden… Daha toy bir delikanlı iken muhacirlik yıllarını görmüş, yaşamış ve ömrünün son demlerine erişmiş yaşlı nenelerden bu haksız, hukuksuz, uğursuz işgal ile ilgili çok acı hatıralar dinledim. Hele bir tanesi oldukça yürek yakıcıydı. “Macirlik (muhacirlik, göç) zamanı ben genç bir kızdım” diye söze başlayarak işgalde başına gelen acı bir olayı anlatırdı, Züleyha nene: “Bir sabah evden dışarı çıktım. Karşıdan atılan mavzer kurşunu boşluğumdan girdi, çıktı. Sığ yerimden yemiştim kurşunu. Başımdaki tülbentle yarayı temizledim; sarıp sarmaladım, günlerce. İyileşmesi aylar aldı” derdi. Gözleri nemlenirdi. Bir başka nine o günlerde çektikleri acıları, yokluk ve yoksullukları, sıkıntıları, korkuları, dile getirir; çoluk çocuk derlenip toplanıp Tirbolu (Tirebolu) istikametine gidişlerini anlatır; Harşit hattında yapılan çarpışmalardan söz ederdi. Gözleri dolardı. “Ah oğul, ah! Siz o günleri nerden bileceksiniz! Büyük direnişle karşılaşan gavur Urus, Harşit Çayı’nın karşı yakasına geçmedi de biz kurtulduk.” cümleleri dökülürdü titreyen dudaklarından. Ardından bir de ağıt-türkü söylerdi: Urus bizi bunbar duman ediyu / Yaşlı anam babam evde n’idiyu / Bu macirlik hepten büktü belimi / Şimden geri kim tutacak elimi… Yine, işgal yıllarını yaşayan yaşlı bir dede, köyden aklı başında dört adamın gizlice anlaşarak ve yanlarına gençleri de alarak Rus askerlerine karşı nasıl direnişe geçtiklerini, nasıl mücadeleler verdiklerini anlatırdı… Her ilde, her ilçede, her beldede, her köyde böyle gizlice bir araya gelip işgale karşı koyan nice kahraman milisler, nice yiğitler vardı…
Çocukluk yıllarımda, her bahar yeniden bellenip ekime dikime hazırlanan tarlalardan, toprak üstüne çıkan ince uzun kovanları bir bir toplalar, biriktirirdik. Çocukken bir oyun aracı sandığım, henüz anlamlandıramadığım boş kovanların seferberlik ve muhacirlik yıllarına ait somut deliller olduğunu delikanlılık çağımda, yaşlılardan dinlediğim işgal öyküleri ile bağlantılı olduğunu anlamıştım.
Her yıl 13 Şubatta, Görele’nin düşman işgalinden kurtuluşu coşku ile kutlanır. Her yıl bu gün, güzel ilçemde ve ülkemde özgür ve bağımsız yaşamanın keyfini, tadını çıkarırım. Bir yandan da işgal yıllarında yaşanan sıkıntıları, çekilen çileleri, direnişleri, göçleri düşünürüm.
Mehmet Akif Ersoy “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda / Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” diyerek vatanın, vatan toprağının maddi ve manevi değerlerine, kutsallığına vurgu yapar. Kuşkusuz her karış toprağı şehitlerimizin kanıyla sulanmış; teniyle, canıyla yoğrulmuş bu kutsal topraklar, bu cennet vatanımız bizler için çok önemlidir. Vatanımızı korumak, kollamak; bayrağımızı özgürce dalgalandırmak; milletinizi hür ve bağımsız yaşatmak için gerektiğinde, atalarımız gibi bizler de kanımızı döker, canımızı veririz. Vatanımıza göz dikenlerin karşısına kale gibi dikilir, kükremiş sel gibi atılırız. Söz konusu vatansa, Büyük Atatürk’ün belirtiği gibi muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. Tarihin her devrinde, kutsal vatan topraklarımızı düşman çizmelerine çiğnetmemek için varlığını ortaya koyan, nice büyük mücadeleler veren şanlı bir milletin evladı olmaktan daima gurur duyuyorum. Aziz şehitlerimize, gazilerimize şükran ve minnet duygularımı sunuyorum. 13 Şubat 2023 Özcan TEMEL

Not: Türküde geçen meteris, savaşta askerlerin korunması için yapılan toprak siper anlamındaki metris sözcüğünün yöre ağızındaki söyleniş biçimidir.
Höllük: Anadolu’nun kimi yerlerinde, kundak çocuklarının altına kundak içi bezi yerine konulan, kuru, elenmiş ince toprak.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.