DOLAR 32,5836
EURO 34,8316
ALTIN 2.411,21
BIST 9.645,02
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 27°C
Az Bulutlu
Giresun
27°C
Az Bulutlu
Çar 28°C
Per 22°C
Cum 16°C
Cts 17°C

SEBİLCİ

20.12.2022
71
A+
A-

Gençliğimden bu yana tanıyorum, onu. Orta boylu, ince, kuru yüzlü bir adam! İskarpin görünümlü lastik ayakkabılarının üzerinde paçası katlanmış pantolonu; beyaz gömleği, uzun kollu ceketi ile ilgimi çekmiştir, daim. Hafif öne eğik yürür. Bol ceketinin düğmeleri açıktır. Başında yerine göre şapka ya da püsküllü kavuk vardır. İki elinde iki plastik ibrikle, özellikle hafta günü, kalabalıklar içinde, duyulur duyulmaz tonda bir sesle “ayran sebil, ayran sebil, sebilll…” diyerek dolaşıp durur.
Ne sudur, sebil ettiği ne dondurma ne de limonata, şurup! Yalnızca ayran sebil eder. Bir hayırseverden aldığı para karşılığında mavi plastik ibrikten cam bardağa doldurduğu ayranı uzatır, içmek isteyenlere… Beyaz plastik ibrikteki suyla şöyle bir çalkalar bardağı yeniden başlar bağırmaya “sebil, sebil, ayran sebilll”…
Bu bir alışkanlıktır; bir geleneği yaşatma alışkanlığı. Yaşı ilerlemiş, kartalmış olsa da isteyerek yapar bu işi; belki de severek, hoşlanarak…
Birkaç kez göz göze geldik. Soğuk ve tedirgindi, bakışları. Konuşmak istedim, yanaşmadı; fotoğrafını çekmek istedim; anlar anlamaz sırtını döndü, uzaklaştı. Kendi halinde halim selim bir adam, sebilci. Adı nedir, hangi köydendir? Kimi, kimsesi var mıdır? Bunlar ilgi alanımın dışında kalıyor. Öyle merak etmiyorum doğrusu. Beni kendine çeken yanı, yaptığı sıra dışı iş! Sıra dışı diyorum; ondan başka bu işi, dolaşarak yapan bir ikinci sebilci görmedim. Düşük omuzlarında iğreti duruyormuş izlenimi veren iki nahif kol; içi dolu iki plastik ibriği gün boyu taşımaktan yorgun düşmüş iki el… “Ayran sebil, ayran sebil…” seslerinin ritmine uyarak küçük adımlarla kalabalıklar içinde dolaşan ayaklar…
Ne yalan söyleyeyim, sıcak yaz günlerinde bu sebilciyle her karşılaştığımda, serin bir gölge düşer, içime. Yürüyüşünü, duruşunu, bakışını, kıyafetini izlerken kendime göre çıkarımlar yaparım. Ta eski Osmanlı döneminin İstanbul’u ile buluşurum: Çeşmeler ve sebiller! Arapça göz anlamına gelen çeşm sözcüğünden türetilen çeşmeler ve yine Arapça su dağıtılan yer anlamına da gelen sebiller “su ve hayır” anlayışının incelikli, estetik, sanatsal dokulu, sıcak, sevimli mimari yapılarıdır. Üzerindeki Osmanlıca kitabeleri okumaya çabalarım. Estetik görünümlü çeşmeleri seyretmekten büyük keyif alırım. Bir de sakaları vardır, İstanbul’un. Bir dönem, çeşmesi ve şebeke suyu olmayan semtlere eşeklerle su taşıyarak halka hizmet eden sakalar geldi geçti gözlerimin önünden… İstanbul’u dinledim, Orhan Veli’nin dizelerinde: “ Uzaklarda, çok uzaklarda / Sucuların hiç durmayan çıngırakları”…
Sebil “Kutsal günlerde karşılık beklemeden hayır için dağıtılan içme suyu” olarak tanımlanır Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde. Devamında, “ Genellikle camilere bitişik özel bir biçimde yapılmış, karşılık beklemeden hayır için içme suyu dağıtılan taş yapı, sebilhane” olarak açıklanır. Kısacası özünde hayır yapma, el uzatma, yardımlaşma anlaşışı vardır, sebillerin. Zamanla su dışında şerbet, şurup, dondurma da sebil edilir olmuş. Halk dilinde zebil de denilir. Köpük dondurmacıların zaman zaman “dondurma zebil, dondurma zebil!” diye bağırdıklarına tanık olunur, Görele’de. Bir yandan süt beyazı dondurmayı kepçe kepçe bardağa doldurup ikram ederler, diğer yandan sayarlar: Bir, iki, üç… on…” Sebil edenin adı asla söylenmez.
İşini özveriyle, tutkuyla yapan sebilci ne zaman karşıma çıksa ya da ben, ne zaman ona rastlasam can evimden vurulurum, gönül tellerim titrer. Yedi Meş’aleciler topluluğunun ünlü ozanı Halit Fahri Ozansoy’un ‘bir sebile dökülen bembeyaz güvercinler’i geliverir, usuma:

Çözülen bir demetten indiler birer birer,
Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.
Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun,
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler…

Nihayetsiz çöllerin üstünden hep beraber
Geçerken bulmadılar ne bir ot ne bir yosun,
Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun!
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler…

En son şarkılarını dağıtarak rüzgâra,
Beyaz boyunlarını uzattılar taslara…
Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer.

Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar,
Hatırlatır uzayan dem çekişleri rüzgâr
Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler
İtalya’da ortaya çıkan, Türk yazınında çokça örneği bulunmayan sone türünde yazılmış, şiir. İki dörtlük ve iki üçlükten oluşan dizeler, on dörtlü hece ölçüsü üzerine kurgulanmış. Uyak, redif ve iç seslerle (aliterasyon- asonans) ezgileşen dil, bireysel duyuş ve duyarlılıkları imgelerle somutlaştırılarak aktarır. Acıma, merhamet, sevgi, korku, kaygı, hüzün kişisel boyuttan evrensel boyuta kanatlanır: Güvercinler barışı, sevgiyi simgeler; uçuşan beyaz tüyler anıları, özlemi; çöl yaşamın zorluklarıdır; sebil zorlukları aşmanın ödülü.
Dizelerle Tevfik Fikret’in “Yağmur” şiirinin izlerini duyumsarım: Küçük, muttarit, muhteriz darbeler / Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz… İki şiirin de dilini ve söyleyiş tınısını birbirine yakın bulurum: Küçük, tek düze, çekingen damlalar; ürkek beyaz güvercinler… Sessizlik, gözyaşı, bir damla su; rüzgâr, anılar, özlemler ezer, burkar yüreğimi.
Duygusal, tedirgin bir atmosferde, eğretileme, kişileştirme, ad aktarması, tezat yoluyla yoğrulmuş tablo-şiirin dili: Çözülen bir demetten indiler birer birer; şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar; bırak yorgun başları bu taşlarda uyusun; tutuşan ruhlarına bir damla gözyaşı sun.
Kendine özgü bir mimarisi olan, hayır amaçlı, karşılıksız içme suyu dağıtılan, daha çok camilerin bitişiğinde yer alan sebiller, kuşkusuz, önemli kültür varlıklarıdır. Büyük kentlerde, sebil-hanelerde sunulan hizmet; taşrada, insanlar eliyle yapılır olmuş. Dondurmacılar, şurupçular katılmış bu kervana. Hayırseverler adına sebiller dağıtmışlar. Kervanın Görele’deki son gezici temsilcisi, iki elinde iki plastik ibrik ile dolaşıyor. Birinde ayran, diğerinde su!
Sebil eski, köklü bir gelenek. Sebilci bu geleneği sürdürme uğruna ter döken sıra dışı adam. Yalnızca ayran ikram eden sebilciyi her gördüğümde, duygu ve düşler denizinde usul usul yol alan beyaz bir yelkenliye dönerim. Rotamın üzerinde çeşmeler, sebiller, sebilhaneler, sakalar, sebilciler…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.