DOLAR 31,2219
EURO 33,9603
ALTIN 2.043,50
BIST 9.104,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 13°C
Açık
Giresun
13°C
Açık
Cum 14°C
Cts 12°C
Paz 11°C
Pts 14°C

SOYTARI YALAKA VE DÖNEK ÜZERİNE

19.07.2022
73
A+
A-

Dilin tatlı idi, sanki “gül” yüzün.
Gördüm ki uymuyor, sözüne özün.
Akordu mu bozuk, bilmem ki sazın;
Beni bir kukla mı sandın soytarı?
Dörtlük, Emin Kuzucular’ın “Soytarı” adlı şiirinden alıntı. Kuzucular “sözü ile özü” bir olmayan bir tipi eleştiriyor. Böylece toplumda sıkça karşılaştığımız bir yaraya parmak basıyor. Soytarı, Farsça taklit eden anlamındaki sa’teri sözcüğünden türetilerek dilimize girmiş eski bir kavramdır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle tanımlanır: Kendine özgü hareketleri ve muziplikleri, söz ve davranışları ile halkı güldürüp eğlendiren; menfaatleri doğrultusunda kendisini küçük düşüren ve ona buna yaranmaya çalışan kimse.
Bu tanım doğrultusunda, Osmanlı döneminde sarayda, meydanda, sirklerde komik öyküler anlatarak halkı güldüren kişilere soytarı denilirdi. Saraylarda kralları, padişahları eğlendirmek soytarıların işiydi. Soytarı sözcüğü artık öyle yaygın kullanılmasa da bu sözcük eş ya da yakın anlamlı sözcüklerle dilimizde yer alıyor: Maskara, dalkavuk, yaltak, şaklaban, yalaka, hınzır! Kuşkusuz bu sözcüklerin anası soytarı, babası sa’teri.
Kökü eski Mısır’a dayanır soytarılığın. Zamanla gelenekselleşen soytarılık, Asya’da, Afrika’da Ortaçağ Avrupa’sında saraylarda icra edilen önemli bir meslek olmuş. Sıkıntılı anlarında hükümdarları güldürmek, eğlendirmek ve dertlerini unutturmak soytarıların işiydi. Bu iş karşılığında bahşiş alırlardı. Osmanlı sarayında soytarılığın Yıldırım Bayezit dönemi ile başladığı bilinmektedir. Tanzimat dönemine kadar devam eden bu gelenek, Batılaşma dönemi ile ortadan kalktı. On parmağında on hüner olan saray soytarıları ve onlarla ilgili ilginç öyküler kaldı, geriye. Bu öykülerden birine Murat Bardakçı, “Saray Soytarıları Tanzimat İlan Edilince Unutulup Gittiler” başlıklı yazısında şöyle yer verir: “…Maskaranın biri padişah ihsanda bulunacağı zaman ‘Yok Hünkârım bugün altın istemem 100 değnek isterim’ dedi. Sebebi sorulunca, ‘Hele ellisini vurun ondan sonra sual buyurun’ diye cevap verdi. Sultan, ‘Vurulsun’ buyurdu ve soytarı elli adet sopayı yedikten sonra ‘Durun, bir ortağım var, ellisini de ona vurun’ diye bağırdı. Ortağının kim olduğu sorulunca da ‘Beni her gün sultanımın huzuruna davete gelen bostancı, huzurdan ayrılışında ‘Seni ben getirdim, aldığın bahşişin yarısı benimdir’ deyip paramın yarısını elimden alıyor. Dolayısıyla, bugün yediğim dayağın yarısı da bostancının hakkıdır’ cevabını verdi. Üçüncü Murad, soytarının bu latifesinden hoşlanıp ihsanını artırdı ve bostancıya da elli değnek vurdurduktan sonra ‘Bir daha böyle işler yapmamasını’ tembih etti. Soytarı, maskaralıkla kazandığı parasına el koyan bostancıdan zekâsını kullanarak kurtulmuştu.”…
Hareketleri, tavırları, davranışları ve muziplikleri ile halkı eğlendiren soytarı, günümüzde kabuk değiştirerek dönekliğe, yalakaya dönüştü. Dolayısı ile soytarılık da döneklik ve yalakalığa… Çıkarcıdır, dönekler, yalakalar; omurgasızdır. Yutulacak küçük bir lokma görünce fırıldak misali hemen dönüverirler… Yaranmak ister yalaka; kuyruk sallar dönek. Bir sıfatı da dalkavuktur bu tiplerin. Mahmut Cantekin, şöyle dizelere döker dalavuğu:
Yine durdun iki büklüm el pençe,
Üç kuruşa paspas ettin onuru…
Dünya malı kollarında kelepçe,
Özün yitik kaybetmişsin gururu…
Dilimizde sallamak, çırpmak anlamına gelen dal-(mak) eylem kökü ve kavuk sözcüğünden türetilmiş dalkavuk. Bir anlamı nükteli sözlerle sarayda devlet büyüklerini eğlendiren kimse bir diğer anlamı kendisine çıkar sağlayacak kişilere aşırı bir saygı ve hayvanlık göstererek onlardan yararlanmak isteyen kişi, yağcı, yalaka, yağdanlık, yalpak, yaltak, yaltakçı, kemik yalayıcı, çanak yalayıcı kılbaz…
Günümüzde yaygın kullanılan sözcük, dönek! Bu sözcük, bana, daima Cem Karaca’nın ünlü şarkısını anımsatır. Yurtdışındayken, 12 Eylül baskı rejiminin 06 Ocak 1983’te yurttaşlıktan çıkardığı Karaca, yıllarca ülke özlemi ile yanıp tutuştu. Nihayet, 27 Haziran 1987’de yurda dönebildi. Kendisine dönek dediler. “oh be” nakaratlı dönek şarkısıyla yanıt verdi, kendisini suçlayanlara. Bu şarkıyı dinlerken keşke her dönek Cem Karaca gibi olsa diye iç geçiririm. Şöyledir bu ünlü şarkının sözleri:

Şu adadan şu Bodrum’a yüzesim gelir
Yüzsem de çıkamam ki of be
Kuş olup da o yakaya uçasım gelir
Uçsam da konamam ki of be
Geceleri ben adada Bodrum’a bakardım
Işıkları ben görürdüm of be
Türküleri ben dinlerdim, gökyüzünü ben koklardım
Ve de nasıl özlerdim of be
Ben döneksem döndüm diye memleketime
Döndüm baba döndüm işte oh be
Ben döneksem döndüm diye memleketime
Döndüm baba döndüm işte oh be
Şu adadan şu Bodrum’a yüzesim gelir
Yüzsem de çıkamam ki of be
Kuş olup da o yakaya uçasım gelir
Uçsam da konamam ki of be
Geceleri ben adada Bodrum’a bakardım
Işıkları ben görürdüm of be
Türküleri ben dinlerdim, gökyüzünü ben koklardım
Ve de nasıl özlerdim of be
Ben döneksem döndüm diye memleketime
Döndüm baba döndüm işte oh be
Ben döneksem döndüm diye memleketime
Döndüm baba döndüm işte oh be
Her ne kadar “ben döneksem döndüm diye memleketime / döndüm baba döndüm işte oh be!” dese de gerçek anlamda dönek değildir, Karaca. İlkeli, onurlu bir müzisyendir. Müziğinden, görüşlerinden, düşüncelerinden ödün vermez. Dünyaya bakış açısında bir sapma yoktur. Tevfik Fikret’in söylemi ile “hak bellediği yolda” yalnız yürümüş fakat boyun eğmemiştir. Bu yüzden çevremizde gördüğümüz, gözlemlediğimiz, tanıdığımız, bildiğimiz çıkarcı dönek tiplere hiç benzemez Karaca. Yıllarca özlem duyduğu yurduna geri dönmüştür. Dönekliği budur.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.