FATİH’TEN SONRASI
Eski bir yazımı daha buldum ve dikkatlice okudum.
Sanıyorum 14 haftalık bir yazı dizisinin bir parçası…
İlginizi çekebilir diye, yeniden paylaşıyorum.
Fatih’in İstanbul’a sokmadığı tarikatlar, Cem Sultan’la tutuştuğu taht kavgasında II. Beyazıt’ı desteklemelerinin karşılığı olarak İstanbul’a doluşup, Türkmenlerin yabancısı oldukları, farklı bir İslam anlayışını, üstüne üstlük onların inançlarını aşağılayarak yaymaya başladılar.
Öte yandan, topraklarını ve bütün imtiyazlarını kaybetmiş olan çoğu Hıristiyan derebeyleri da II. Beyazıt’ın yanında yer aldıkları için, kaybettikleri haklarını birer birer geri aldılar.
Bu dönemde Türkmen beylerinde alınıp eski sahiplerine verilen köy ve mezraların sayısı 20 binden fazladır…
Bu ve buna benzer gelişmeler sonunda devlet yönetimi dönme ve devşirme denen Hıristiyanların eline geçti.
Vergiler ağırlaştırıldı. Bu ağır vergilerden bunalan Türkmenler yer yer ayaklanmaya başladılar.
- Beyazıt zamanında yaşanan bu gelişmelerle birlikte Osmanlılarla, devletin kurucu unsurları olan Türkmenlerin yolları, bir daha bir araya gelmemek üzere ayrılmaya başladı…
Bundan sonra Osmanlıya göre Türkmen, “Etrak-i bi idrak” (Anlayışsız Türkler); Türkmen’e göre Osmanlılar “Eyeri kaltak Osmanlı”dır artık…
Bunu fırsat bilen Safeviler de, Osmanlılarla arası açılan Türkmenleri kendi yanlarına çekme çalışmalarına hız verdiler…
Yapılan propagandalar oldukça etkili oluyor ve Türkmenler gruplar halinde Akkoyunluların hizmetine giriyorlardı…
Safeviler bu faaliyetlerine II. Beyazıt zamanında fazla bir güçlükle karşılaşmadan devam ettiler.
Bazı tarihçiler Safevilerin Anadolu’da bu kadar rahat hareket etmelerini padişahın hoşgörülü davranmasına bağlarlar…
Amerika’nın keşfinin ve Müslümanların İspanyadan kovulmalarının da bu yıllarda(1492) gerçekleştiğini de bu arda belirtelim…
1501 yılının baharı geldiğinde Safeviler, koşulların olgunlaştığını düşünerek, 14 yaşındaki Şah İsmail’i harekete geçirdiler…
17 Temmuz 1487’de doğan Şah İsmail’in babası, Uzun Hasan’ın kız kardeşinden olma Şeyh Cüneyt’in oğlu haydar; anası ise, Uzun Hasan’ın kızı Âlem(Marta) Şah Halime Beğim’dir. Şah İsmail’i yetiştiren lalası ise, Şamlu Türkmenlerinden Hüseyin Bey ve manevi önderi Dulgadirli Dede Abdal’dır…
Şeyh İsmail, bu büyüklerinin sözüne uyarak, Anadolu’daki yandaşlarına ulaklar göndererek Erzincan’a geleceğini bildirdi.
Bu çağrı, Türkmenler arasında büyük bir coşkuyla karşılandı…
Kendisi de Sad Çukuru(Iğdır), Kağızman, Erzurum, Tercan üzerinden Sarıkaya Yaylası’na geldi…
Anadolu sevinçten ayağa kalkmıştı…
Türkmenler, Erzincan’a akıyordu…
Sivas, Amasya ve Tokat’tan Ustacalu, Şamlu, Rumlu; Karaman bölgesinden Turgutlu; Antalya’dan Tekeli, Tarsus’tan Varsak Türkmenleri akın akın Erzincan’a geldiler.
Bunlardan Karaman, Sivas, Amasya ve Tokat Türkmenleri yerleşik; öbürleri göçebedir…
Bu sırda Mora’nın ve diğer iç sıkıntılarla uğraşan II. Beyazıt, Anadolu Türkmenlerinin bu göçüne karşı pek bir şey yapacak durumda değildir.
Dulkadirli Beyi de çaresizdir bu Türkmen göçüne karşı…
Sonuçta; Osmanlıya:
“Devlet devletim dediğin,
Türkmenleri yeltediğin;
Andan dahi geçti arzum,
Bir arzum yok devlet için” diyen Türkmenler Erzincan’da toplanacak, Faruk Sümer’in deyimiyle “Baş gövdeyle buluşacak” tır…
Kısacası, Akkoyunlu devleti yıkılıp Safevi Devleti kuruluyordu…
