DOLAR 9,2885
EURO 10,7576
ALTIN 528,05
BIST 1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 16°C
Kuvvetli Sağanak
Giresun
16°C
Kuvvetli Sağanak
Sal 15°C
Çar 14°C
Per 17°C
Cum 21°C

HARMANIN O YANINDAN (2)

25.05.2021
30
A+
A-

“Ufacık et doğradım,

Kalaylı tencereye.

Ben kapıdan geçerken,

O çıktı pencereye.”

Zamanım çok olduğu için, birazcık asıl konunun dışına çıkayım dedim…

Asıl konuya dönebilirim:

Askerden geldikten sonra, köylülerle ve Alucralılarla muhabbetimiz giderek artıyordu…

Bu arada o kadar ilginç şeyler yaşadım ki fırsat çıkarsa, onları da anlatırım…

Neyse…

Boş zamanlarda köyün gençleriyle, okul bahçesinde veya uygun alanlarda futbol maçları yapmaya başladık…

Maçlarımız o kadar zevkli geçiyordu ki, sormayın…

Kar yağmaya başladıktan sonra ara verdiğimiz maçlara, zaman zaman kar üstünde devam ediyorduk…

Kar üstünde dediğime bakmayın; zemin, Alucra ayazında betondan daha sert oluyordu…

Bu maçlarda iki genç dikkatimi çekti…

Çok yetenekli ve bir o kadar da ahlaklı gençlerdi…

Birinin lakabı Paşa’ydı, adını unuttum gitti…

Güçlü, dayanıklı, süratli ve oldukça da teknikti…

Öbürü Aziz Yelek…

Aziz, Paşa’dan iki üç yaş ufaktı.

Top Aziz’in ayağına geçtimi,  ondan top almak her baba yiğidin harcı değildi…

Hangi yetenekli futbolculara  benziyordu?

Aleks, Hagi, Rıdvan, Sergen…

Öyle bir yetenek…

Futboldan ne kadar anlıyorum?

Bu ayrı konu…

O günlerde Giresun Spor Başkanı Alucralı, dahası Karabörk Köyü’dendi…

Ben de buna güvenerek Paşa ile Aziz’i Giresun’a götürdüm..

Giresun’a varınca doğru Giresun Spor Başkanı’nın yanına…

Başkana, heyecanlı heyecanlı durumu anlattım…

Çok memnun oldu…

Bize ikramlarda bulundu…

Bir süre sonra izin istedim…

Yolcu ederken, merak etme, çocuklar benim misafirim…

Pazartesi Alucra’ya gitmeden bana uğra, dedi…

Çok mutlu olmuştum…

İki/üç gün çok güzel hayallerle yaşadım…

Ne hayaller kurduğumu sanırım, üç aşağı/beş yukarı tahmin etmişsinizdir…

Pazartesi günü, Eynesil’den erkenden çıkarak Giresun’a vardım…

Doğruca da başkanın yanına…

Hoş beşten sonra, çocukları bırak, benden bir isteğin var mı, dedi…

Ne isteğim olabilirdi?

Yok dedim…

Çocuklar geldikleri gibi Karabörk’e geri dönmüşlerdi…

Anladığım kadarıyla, başkan bu çocukların elinden tutmak istememişti…

Nasıl olurdu?

Oluyordu işte…

Hayallerim yıkılmıştı…

Yaşadığım bu olay, beni beş/on ihtiyarlatmıştı…

Bizim adam olmamız zordu…

Bazı şeyleri anlatması kolay da yazması zor…

Anlatamadığım kısımları da sizler tamamlayın artık…

Paşa ve Aziz beni bağışlasınlar…

Görevimi yapamamıştım…

Başka Paşa ve Azizler de bağışlasınlar Şükrü Öğretmenlerini…

Hala Türkiye neden kalkınmıyor diye soruyor musunuz?

İki dörtlüğün yazdığım bu güzel Alucra türküsünün son dörtlüğünü de yazarak bitirelim yazıyı:

“Çini tabağın çini,

Yerim ağzın içini.

Dün gece neredeydin,

Gönlümün güvercini?”

(07/03/2019)

Not: Bu yazı, daha önce fesbukta paylaştığım notların gözden geçirilmiş halidir.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.