TOPARLAMAK GEREKİRSE (4)
Dedeoğlu Aziz Ağa ile evli olan Şaziye(1881-1954) Ana’nın Binnaz(1901-1980), Mehmet, Harun(1901-1963) ve Rahime adında dört çocuğu vardır.
(Binnaz ile Harun ikiz mi acaba?)
Şimdilik Şaziye Ana ve ailesi ile ilgili bu kadar bilgi yeter, diye düşünüyorum.
Bu arada, İsmail Güdük’ten gemi ile ilgili yeni bir anı dinledim; yazmadan geçmek istemiyorum.
İsmail’in dedesi Ali(Cin Ali) Kısa(doğumu: ~1924), batırılan gemide, Mamenli(Çorapçılar) Köyü’nden bir kişin bulunduğunu; o kişinin olayı, “Dayan gemim!, dayan gemim! …” diye anlatmasını, gülerek anlatıyormuş…
Bize göre; Ali Kısa’nın veya olayı Ali Kısa’ya anlatanların, gemiyi kurtarma çalışmalarına katılan Mamenli’li kişiden, gemi personeli olarak bahsetme olasılığı gerçeğe daha yakın gibi görünüyor…
Çünkü; gemi komutanı Trabzon’a çektiği telgrafta, Eynesil halkının, kendilerine yaptıkları yardımlarından, övgüyle söz ediyor…
Komutan keşke, kendilerine yardım eden kişileri de yazsaydı tek tek.
Ne kadar güzel olurdu…
Konu ile ilgili çalışmaları olan Ordulu araştırmacı yazar, Emekli Astsubay Şelçuk Şen’e de anı ile ilgili görüşünü sordum; o da aynı olasılık üzerinde durdu…
Bu anı konusu, yeni bilgilerle aydınlanırsa, ileride bir yazıda onu da paylaşırım.
Aynı şöyleşide, geminin karaya oturmasından söz eden bir dörtlüğün de yıllardır söylendiğini, Tarık Güdük’ten öğrendim.
Güzel bir dörtlük:
“Gemi geldi oturdu,
Osman Gızı gudurdu.
Gudurma Osman Gızı,
Hormut Ali bulundu!”
Acaba gemideki Eynesilli kişi Hormut Ali miydi?
Kim bilir?
Okuyan arkadaşlar, dörtlükle ilgili açıklayıcı bilgiler getirirlerse, biz de not edip paylaşırız.
Yıllarca, Rus Gemisi olarak bildiğim Eynesil’deki batığın, Kurtuluş Savaşı’mızın kahraman gemisi Rüsumat-4 olduğunu, 25 Ağustos 2019 günü, Cem Gürdeniz’in, “Amiral Soner Polat’ın Kitabı ve Ordu’nun Rüsuma-4 Gemisi” adlı yazısını okuyunca öğrendim ve ardına düştüm…
Çünkü; o yazı da Rüsumat-4 Gemisi’nin Yunan savaş gemileri tarafından, Eynesil sahilinde farklı tarihlerde iki kez bombalanarak batırıldığı yazıyordu…
Bu öykü uzun olduğu ve önemli bölümlerini parça parça paylaştığım için, öykünün tamamını başka bir yazıya bırakıp, konu ile ilgili not ettiğim anıların bir kaçını paylaşarak yazıyı bağlamak istiyorum:
“Gemiyi, 1960’lı yıllarda Halil(Dalgıç Halil) Cebeci’yi İstanbul’dan getirtip söktüren Mehmet Somuncu’dur.
Dalgıç Halil, gemiyi sökmek için, dalgıç elbisesi ve diğer malzemeleri de İstanbul’dan getirmişti.
Abim Arif bu sökme işinden arta kalan parçaları çıkarıp satmıştır.”
Hacı Salim Küçükal
“Amcam, Eynesil ve Karaburun’daki gemileri sökmek için, özel idareye para yatırıp izin almıştı…”
Fahrettin Somuncu
“O zamanlar orta okula gidiyordum. Gemiden çıkartılan hurda demir yığınlarını gördüm.”
Emekli Öğretmen Selim Kul
“Gemiden çıkarılan delikli saçlar, bazı vatandaşlar tarafından tarla kenarlarında çit olarak kullanıldı.”
Emekli Polis Süleyman Civil
“Ben gemiye çıktım. O zamanlar direği görünüyordu. Su altında fazla kalabilen arkadaşlar, güvertenin bir yanından girer öbür yanından çıkarlardı.”
Emekli Tek. İl Müdürü Süleyman(Sultan) Çolak
“Gemiye ben de çıktım…
Geminin çoğu kısmı midye bağlamıştı… Güvertenin altından geçenlerin sırtını midyelerin kestiğini çok iyi hatırlıyorum.”
Mermerci Mehmet Melikoğlu
Yazacak daha çok şey var ama, önce Ordulu arkadaşların kitabı bir çıksın bakalım.
O arkadaşlardan öğrendiğim bilgileri, onlardan önce yazmayı uygun bulmuyorum.
Her türlü emeğe saygı duymak, herhalde herkes gibi benim de görevim…
Şimdilik bu kadar yeter, deyip noktayı koyalım.